Sayfalar

20120109

NATURANIN HUZUR VEREN ESANSI


Her evin, her tenin bir kokusu var. Kendi karakterine ait kokusu olan evlere ve kişilere hayranım. Sanırım bu da evler için; içinde yaşandıkça, paylaşımlar ve birey sayıları arttıkça, kişiler içinse; bilgelik kazandıkça  oturan bir özelliktir. “Gül veren elde, gül kokusu kalır” derler. Ben de buna dair bir yazıyı , hatırlamadığım bir yerlerde, okumuştum. Özetle , ruhumuzu, benliğimizi ,davranışlarımızı ve amaçlarımızı temiz tuttuğumuz dönemlerde vücut kokumuzun da güzelleştiği yazıyordu. Gerçekten etkilenmiştim. Bebeklerin neden bu kadar muhteşem koktuğunu o zaman fark ettim. Hatta işi bir adım ileriye taşıyıp ara sıra kendi tenimi kokluyorum, bu aralar nasıl biri oldum, ipucu almaya çalışıyorum.

Yakın bir dostumuz bana ufak bir anı anlatmıştı. Kendisi küçükken Kemal amca adlı aile dostları onu kucağına oturtup "Hadi bakalım Alper anlat, köpek treni nasıl yedi?" diye sorarmış. O da heyecanla anlatırmış "Ağzını kocaman açtı, tren fren yaptı ama köpek dişleriyle treni parçaladı …"  Birkaç yıl sonra amca bir gün yine sormuş; "Söyle bakalım Alper, köpek treni nasıl yedi?"  O da cevaplamış; " Kemal amca , bir köpek treni nasıl yiyebilir?". O da, yarı hüzünlü bir ifadeyle " Tamam, sen sevilmelik zamanı geride bırakmışsın" demiş. Bu anı beni gerçekten çok etkilemişti. Kendimin de duygularımı dizginlediğim o döneme döndüm. Artık parklara gidip bankta oturmaya başladığım, çocukların oyunlarına katılmayı bırakıp etrafı izlemeyi tercih ettiğim o dönem gözümün önünden geçti. Bir şeylerin değiştiğini sezmiştim ama önemini sonradan anlayacağım çocuksu coşkumu ve hayalperest ruhumu terk ettiğimi bilemezdim.
Şimdi diyorum ki, tekrar güzel kokmanın bir yolu vardır mutlaka. Birkaç püf noktası aktarmayı da ihmal etmem elbette. İşe yeni öğrendiğim bir tane ile başlamak isterim; Evdeki ampullerin üzerine parfüm sıkarsanız, ışıkları yaktığınızda evin her yeri mis gibi kokuyor. Evde gerçek huzuru yakalayamamış bile olsanız, belki doğru parfümü bulursanız, orayı “ev” gibi kokutabilirsiniz. Ayrıca alüminyum folyonun içine tarçın döküp fırında biraz ısıttığınızda, fırının kapağını açarsanız mutfak çok güzel kokuyor. Yemek yapacak kimseniz yoksa, yahut yeni nesil dünyanın kariyerli kadınlarındansanız bu sayede eve lezzetli yemekler pişiriliyormuş gibi bir koku yayabilirsiniz. Akşam işten yorgun gelip mis gibi yemekler pişiremeyeceğinizi siz şimdiden bilseniz de bekar kadınlar; yine de bu taktiği sevgilinizin bilinçaltında "bu kızla evlenmeliyim" hissi yaratmak için kullanabilirsiniz.
Yukarıda yazdıklarımı elbette ki bu amaçlarla kullanmak istemezsiniz. Hatta bu yazının amacı  kokular üzerine püf noktaları vermek ya da psikoloji üzerindeki etkilerini irdelemek de değil. Toplumun kadının omuzlarına bu kadar binmeye çalışması belki de kadının "özgürüm, kariyerliyim" sanıları içinde, yine ve hala, modern çağ uyarlaması bir dil ile afyonlanıyor olması olamaz mı ? Kadın bu kadar stres yüklü bir yaşam tarzında o müptelası olduğunuz dinginliğini , rahatlatıcılığını , derinliğini , kokusunu , yumuşaklığını koruyamayacaktır. Ne kendisi, ne evi, ne çocukları olması gereken gibi kokmayacaktır. Gelecek korkusu, terk edilme korkusu, eşinin iflas etmesi korkusu, aldatılma korkusu gibi nedenlerle her sabah asıl atölyesi olan evini terk edecektir. Çocukları okuldan dönüp evi kendi anahtarlarıyla açmayı öğrendiklerinde, aslında bir köpeğin treni yiyemeyeceğini de öğrenmiş olacaklardır. Yazımı fazla geleneksel bulanlar, lütfen bir de korkularını soyunup okusunlar. O zaman benliklerimiz tekrar karşılaşmanın heyecanıyla bir  “Merhaba!” diyecektir birbirine.

Hiç yorum yok: