Sayfalar

20110919

Ramazan Bayramı Kaytarması:)


Ramazan Bayramı'nı fırsat bilip yine kaçtık. Bu seferki durak Hollanda, Paris, Köln,Brüksel ve Lüksemburg oldu. İşimizin sektöründen dolayı pek yaz tatili yapamıyoruz. Bayramın bu sene böyle güzel bir zamana gelmesi şanstı bizim için. Tatil çok keyifli ve renkli geçti. Bu sefer fotoğraf konusunda kendimizi de aşmışız, 570 tane fotoğraf print ettim:)) Hatta güzel bir DSLR-Like almayı da kafama koydum artık. Neyse uzatmayacağım ama bir iki cümle yazmak istiyorum. Gezinin en beğendiğimiz bölgesi Hollanda oldu. Amsterdam süper. Her şeyin müzesi var diyebilirim. Fakat bu şehir için vaktimiz oldukça kısıtlıydı malesef. Marken ve Volendam denen şehirleri muhteşem, aynı sulu boya tablolar gibi. Tocam da resmen aşık oldu Hollanda'ya. Bir daha seve seve gideriz.
Paris de çok güzeldi. Biz Paris'i seven kesimdeniz. Ben 14 yaşımdayken gittim ilk defa. O büyülü akşamları o zaman bile çok etkilemişti beni. Yıllar sonra aşkımla gitmek de kısmet oldu:) Disney'e bile gittik utanmadan eheuhe:)
Köln'de çok Türk var. Bilinen metropollerden pek bir farkı yok gördüğüm kadarıyla. Gittik mi gittik işte.
Lüksemburg gelir seviyesi en yüksek ülkesi Avrupa'nın. Aslında bir düklük. İntihar oranı oldukça yüksekmiş bu minik ülkede. Şehrin içinden harika bir vadi geçiyor, güzelliğinden gözlerimi alamadım. Biz bir gece kaldık. Daha fazlası sıkardı aslında.
Brüksel'de şansımıza bira festivali vardı. O yüzden hareketliydi şehir. Burada en şaşırdığım şey ünlü"işeyen çocuk heykeli"nin mini minnacık olmasıydı:) Bir de heykelin bir sürü kıyafeti var. Değiştirip duruyorlar:) Fena bir şehir değil. Özellikle Brugge çok şirin bir şehir. El yapımı çikolatalar bir harika:)
Kısa kısa notlarım bunlar bu tatilden. Gerisi de bana kalsın:).. Gerçekten tatile ihtiyacımız olduğundan mıdır, gittiğimiz yerlerin büyüsünden midir bilmem ama bizim için hem çok renkli hem de çok romantik bir tatil oldu. Umarım sizin de yolunuz düşer..

20110711

Dertsizmiş gibi görünen insanlardan sıkılıyorum. Yalan söylüyorsunuz. Aslında sizin bir şey söylediğiniz yok da bana o sinyalleri veriyorsunuz. Ya da ben paranoyağım. Ya da sıkıntıları algılayış biçimim arızalı. Aslında şu ana kadar hiç psikoloğa gitmedim. Depresif bir küçüklüğüm, ilk gençliğim, son gençliğim? (bu ne zamansa) oldu. Psikoloğa gitmemem çılgınlık olmalı. Bazen herkesten önce bunalıp daralıyorum  stresli olaylar karşısında.

-Ya aslında hayat dediğim şey normalde hissettiklerim değilse?.
-Ya ben ağır duyguların altında yaşayacağım diye sürünüyorsam da aslında diğer insanlar yer yer evhamlı ama genelinde dinginse?.

Bu nasıl anlaşılır?. Bir ortak ölçü birimi bulmak lazım diğer insanlarla. Bunun anlayabilmenin tek yolu bu. Belki de psikologlar bulamadığımız ortak ölçü birimlerimizdir.Fahrenheit ile Celcius'un kesişmesi gibi, kesişmeye koşarız doktorlara. "Anlat doktor, diğer insanlara göre çok mu vahimim?!"

Kankalarımla aramda şapşal bir muhabbette çıkan bir ölçü birimimiz var aslında; Kolej plaketlerimiz. Etrafta sayı barındıran ölçüleri bulundurmuyoruz. Boyun kaç kolej plaketi boyunda?. gibi sorulara cevap veriyoruz. Maymunluk yapmayı özledim:).. Otobüsten dolmuştan çok gülüyoruz diye kovulmayı özledim. O günler, kaç plaket uzaklığında?

Eeh be gelecek korkusu!, tıktın bizi kalabalık şehirlere, kalabalık şehirlerdeki minik ofislere, indirdin hayatımızı 1/7'ye, alacağın olsun..

ORTA AVRUPA


Geçen sene Kasım ayında Kurban Bayramı tatilini fırsat bilerek 8 günlüğüne Orta Avrupa turuna katılmıştık. Rehberlerimiz oldukça iyi olduğundan çok şanslıydık. Çünkü bu tur kötü bir rehberle ziyan olur. Flash belleğimde bir şey ararken resimleri gördüm. Baktım hiçbir şey yazmamışım ben de bir kaç tanesini buraya eklemeliyim dedim. Gezi yazısı yazmayı sevmiyorum. Dönünce yazacağım diye yolculuğu delik deşik etmek de hiç bana göre değil. O yüzden bir iki resim sıkıştırırım bloguma. Gerçekten masal gibi şehirler var bu bölgede. Budapeşte, Viyana, Prag, Bratislava, Dresden.. Romantik bir tatil için gidilesi yerler. Turla da oldukça ucuza getirebilirsiniz.

20110704

HERKES BİR GÜN GELİN OLUR:) (erkekler asla)

Facebook profil fotoğrafına düğün resmini koymayı garipsiyorsan, hatta bu fikri biraz ayıplamaya başlamışsan cicim ayların bitmiş demektir...Son demlerinde belki ha bir gayret yine koyarsın, aynı yaptığım gibi:)..
Tabi bu kuralın dışına çıkmış arkadaşlarım var. Aradan 2 sene geçmesine rağmen hala unutamıyorlar düğünlerini, evlendiklerini. Ne şirin değil mi?..

Stresli anlarda, ya da monoton anlarda bizimkinin üzerinden 1300 sene geçmiş gibi geliyor. İş stresinden uzak, "kendimiz olabildiğimiz" anlarda ise dün gibi..

Şu şarkıyı  çılgın gibi söylemek istiyorum; Nil üstaddan;

"Ben bu yaz bembeyaz bir otelde ,Kendime rastlamak istiyorum .Sevgilim kimbilir şimdi nerede Diye soran şarkılar dinlemiyorum.


BEN BU YAZ BRONZLAŞMAK ,KENDİMLE UZLAŞMAK , YER YER YOZLAŞMAK , UZAKLAŞMAK İSTİYORUM .


En çok satan kitaplar elimde ,Kendime yönelmek istiyorum . Denizden çıkıp yeni bikinimle ,Üşümek ürpermek istiyorum .

Yansın ayağım kumlarda ,Sönsün günlerim mumlarla ,Mavi turuncu tonlarda Toplansın dalgalar kumsalda ."

20110602

02.06.2011

Yeter artık, yavrulayan arkadaşlar istemiyorum. Hormonlarımı harekete geçiriyorsunuz. Kariyer hedefimde 10 yıl sonra kendimi her ne kadar evinin kadını, çocuklarının anası olarak görsem de bu üreme işi beni hala korkutuyor. Ya tüm sorumluluk bana kalırsa? Ya tocam kendini işten alamazken ben de çocuktan alamazsam? Ya yapmak istediklerim? Bir sürü ülke var daha görmediğim. Kendime henüz hobi bile bulamadım. Zaten evlilikle başlayan bir, arkadaşlarla görüşememezlik, hayatın ensesine şaplak indirememezlik var, bir de ufak bir insan nasıl olur? Beslemezsen acıktığını bilmez. Bir de sadece bana kalsa iyi. Tüm büyükler karışıp duracak. Ellerinde bir ince odun parçası, evimizi karıştırıp duracak herkes. Çocuk olunca neden insanların evi, özel yaşamı kamuya açılır ki? Sevgilisindir, sana özel kimsenin giremediği bir dünyan vardır, evlenirsin birkaç kişi daha eklenir arada, ama çocuk olunca sanki ilişkin, bedenin, duyguların, hedeflerin, umutların, arzuların yayınlanıverir. Artık halka malolmuşsundur. Halk seninle konuşacak ortak bir konu bulmuştur; Çocuğun. Hem de konu şirin olduğundan kimseyi de kovalayamazsın. Böyhle bir ele geçirilmişlik.. Bunlara katlanacak kadar güzel bir duygu mudur yavrulamak?

Hem sadece bunlar da değil ki. Bir kere hamile kalabilmek var. Yok günü hesapla, saati hesapla, vücut ısım tamam, gel buraya modunda ruhsuz mekanik bir temel atma töreni. Hadi bunu becerdin o bebeği sağlıkla sen 9 ay  karnının içinde büyütebil. Yavrunun başına hiçbir şeycikler getirme. İçinde sağlıkla büyüttüğün insanı kesil,yarıl,biçil dışarı çıkart.. Sonra bu travmadan çıkan bedenin iyileşedursun.. Bu iyi senaryo tabi.. Bir insanı dünyaya getirmek için canını riske at. Evet canını riske at. Demekki yavru, insanın kendisinden önemli. Ve doğa sen bunu anlamadan bile sana böyle davranmayı dikte ediyor.

Sanırım yapacağım

N'aber;)

Barcelona'ya gittik. Aşık oldum, geldim.. Canım Barcelona, ne güzel şehirsin!  Kelimelere gerek yok:)

20110228

AŞK TESADÜFLERİ SEVER

Nihayet izleyebildim. Ama bu film beni bitirdi. Hayatımda izlediğim en şaşırtıcı romantik film değildi belki ama diğerlerinden farkı olduğu kesindi. Aşka dair o yumuşacık anlatımı, belki biraz da olayların Ankara'da geçmesinden kaynaklı, beni oldukça tavladı. Deli gibi ağladım.. Boğazım düğümlendi, hem finalde hem de kesit kesit filmin içinde. Çıkar çıkmaz kadınlar tuvaletine koştum. Etrafta rimelleri akmış, gözleri kıpkırmızı bir sürü kadın gördüm. İzleyen herkesin kalbine dokundu bu film. Mutlaka tavsiye ederim.

Not: Ankara Botanik Parkı'nda ikisi de bankta otururken, Özgür,  Deniz'in yüzüne doğru eğilip " sen şimdiye kadar nerdeydin?" diye fısıldadığında sanırım salonda birkaç kişi koltuğundan düştü. (ya da bana öyle geldi:)).. Ne romantik bir prenssin sen Mehmet GÜNSUR;)

20110222

Zaman nasıl da akıp geçiyor böyle? Şuna bak Şubat'ın 22'si olmuş. Benim beynim hala yılbaşını bekliyor. Zaman ne garip bir kavram. Bir çok şeyi hemen de silip atıyor. Bazı şeylere etki bile edemiyor. Hakimiyet alanı sınırlı yani. Küçükken en büyük korkum ileride tempolu bir iş hayatım olmasıydı. Kendimi akışa bırakıp farkındalıklarımı yitirmek, hayatı ve hayat sonrasını yakalayamamak, oturup düşünecek fırsat bulamamak, rüzgarda salınıp gitmek hep beni ürkütmüştür. Oysa bu aralar korktuğum başıma geliyor.Buraları benim gibi algılayan beyinler için ne büyük bir işkence! Ruhum acıktı çok. Doyuramıyorum, yemek bulamıyorum. Bu düzen.. sadece bedenleri doyurmaya yaran kara bir düzen var etrafta. Sürekli daha iyi bir evde oturduğumuzu hayal ediyorum, her arabama bindiğimde daha iyisini ne zaman alabilirim diye hesaplamalar yapıyorum. O kadar bunalıyorum ki, soluğu alışveriş merkezinde alıyorum. Ne derin bir rahatlama ama!.. Bu ne yüzeysel bir yaşam tarzı, nefessiz suya dalmak gibi bir şey. Allah'ım hepimizi kurtarsın..

20110122

Bugün aylak aylak dolaşmak istedim. Üniversiteye gidiyor olmak.. Kendime göre minik sevinçlerim, heyecanlarım olsun istedim. Arada sığınmak için gittiğim bir ev olsun. Aylak aylak dolaşayım arabamla. Birkaç arkadaşın yanına birden uğrayayım. Dersin bitmesini heyecanla bekleyelim. Heyecanlandığımız şey sadece bowling oynamak olsun.

Evet bugün biraz daha küçük olmak istedim. Yılları durdurmak.. Söylenirken ne kadar zor, ama yaşanırken ne kadar da kolay bu zaman. 2 sene olmuş-3 sene olmuş gibi laflar eskiden yoktu hayatımızda.Çünkü muhtemelen 3 sene önce çocuktuk. Şimdi büyüdük.

Bugün durduğum günlerden birindeyim. Ne büyüdüğüm, ne küçülebildiğim. Bir maratonda koşarken birden durup arkamı dönüp "hey, siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz, boşverin ya koşmayı, gelin bir şeyler içelim" dediğim gündeyim.Normalde kendimi dinlemem, özel alan yaratmam lazım. Malum, arada mahremiyete susayan tiplerdenim. Ama içimde bir korku var ilk defa, mahremiyetimde yalnız kalmaktan korkuyorum bugün.