Sayfalar

20100317

Sweet Twenty Seven

Bu hafta doğum günüm vardı. Aslında kendini önemli hissetmek için doğum günlerine çokca ihtiyaç duyan, özel günlere fazlaca anlam yükleyen biri değilim. Fakat hatırlanmak gibisi de yok. Bir şekilde bana ulaşarak beni ne kadar sevdiklerini hatırlatan herkese teşekkür ederim. Özel günleri kafasında oturtamamış biri olarak, en değer verdiğim günün doğum günleri olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Kişiye has olması, bence daha da anlamlı kılıyor bu günü. Tabi benim gibi kardeşiyle aynı gün doğmuş biri, bu ihtimalin gerçekleşme olasılığının ve neden bizim üzerimize gerçekleştiğinin şaşkınlığı içinde olsa da, bu durumu da çokca seviyorum.

Peki farzedelim ki çok değerli biri tarafından bu günümüz unutulmuş ya da hatırlansa da savsaklanmış olsun. Bu durumun önemi nedir? Geriye kalan 364 gün takdire şayan bir ilişki sergilense de, yok ille de en önemli günüm diyerek tırnaklar mı çıkmalı acaba? Ya da klişeleşmiş değerlere mi kendimi kurban edeceğim sanki mi denmeli? Pek de burnu büyüklük  yapmak iyi değil. Tamam toplumdan farkı olan insanlar genelde kitlesel değerlere eleştirel bakar bu doğru. Fakat değerler zaten tek kişilik değildir ki!! İstediğin kadar kendine has değerlerin olsun. Ne yapacaksın tek başına? Oyna dur..O nedenle bu durumla karşılaştığınızda sitemlerle süründürmek, sonra da sevgiyle kucaklamak doğru olan şeydir diyorum. Nerden nereye geldim..:)

Ankara akşamları soğudu yine. Ama geçecek. Bu son çırpınışlar. Bu arada birkaç film daha gördüm ama içimden yazmak gelmedi. Kitap okumuyorum. Ezel dışında televizyon da seyrettiğim yok. Dikkatimi eve vermiş durumdayım. Taşındıktan sonra boşlamıştım. Yeni yeni, eksikleri gideriyorum, dekore etmeye çalışıyorum. Bence çok keyifli bir iş. Fakat oldukça da pahalı. Bizim ülkede aslında insanların bu kadar büyük bir çoğunluğunun zevksiz olduğunu sanmıyorum. Dekorasyon malesef hala bir lüks olarak algılanıyor. Bu algıyı yaratan firmalar elbette. Yarattıklarını sömürenler de onlar. O yüzden Amerika'ya bayılıyorum. Her bütçeye göre her şey mevcut. Neden dekorasyonda yerli ve uygun fiyatlı firmalar yeterli değil bilmiyorum. Herkes neden İkea'ya saldırmak zorunda? O da Ankara'da bile yok. Mudo, Tepe Home, Boyner Evde, Koçtaş, Bauhaus, sosyete pazarları.. Bu mudur orta gelir düzeyinin dekorasyon bahtına düşen? ...Alın size bir niş pazar-niche market..

20100305

Cennetimden Bakarken

Film gerçekten çok dokunaklı. Hüzünlü bir hikayeye dayanıyor. Duygusal bir dönemimdeyim sanırsam, bolca gözlerim doldu. Ben filmde biraz "What Dreams May Come" havası sezdim. Robin Williams'ın Oscar'lı filmini mutlaka hatırlayanlar olacaktır. Bence bir klasiktir. Hatta aklıma gelmişken bulmaya çalışcağım. Bana bu filmi anımsatmasının nedeni sanırım cennet görselleri. Tabii ki bu filmde o kadar derin ve detaylı değildi. What Dreams May Come'ı mutlaka izleyin. İsminin Türkçe'ye geçmiş halini malesef hatırlayamadım. Cennetimden Bakarken'i de atlamamanızı tavsiye ederim. Bence çok önemli bir detaya vurgu yapıyor.

20100304


İnsana doğduğu ay hep özel mi gelir acaba? Bunu birkaç kişiye sormalıyım. Ben Mart ayında doğdum-16 Mart- ve bu ay nedense daha bir efsunlu gelir bana. En sevdiğim mevsim ilkbahardır. Bu ayın gelişi de hem doğumgünü hem de ilkbahar heyecanını birlikte yaşatıyor. Kışın çok depresifim. Kesinlikle sevmiyorum, son iki yıldır buna kanaat getirdim. Elimde olsa kış yaşamayan bir iklime göçerdim. İlkbaharsa sanki, "kötü günler bitti" havası barındırır..Bazen ne kadar dalgalı bir ruh halim olduğuna kendim bile şaşıyorum. Tamam balık burcuyum ama, resmen uçlarda yaşıyorum. Bu aralar en çok istediğim biraz uzağa kaçmak. Daha önce Ankara'dan bu kadar sıkıldığımı hatırlayamıyorum. Deniz olsa. İçimize çeksek. Çektikçe renklense vücutlarımız..