Sayfalar

20100227

Eyvah Eyvah


Mutlaka gidin. Ben bayıldım. Dvdsini de alırım kesin. Demet Akbağ zaten oyunculuğunun doruklarında bu dönemde bence. Ayrıca ne kadar fit bir vücudu olduğunu da filmde oynadığı karakter gereği bolca sergilemiş. Çokca güldüm, çokca dinlendim. Bravo Ata!

20100221

Her eve Oxytocin..


Öyle dostların olmalı ki, en az kendin kadar saygı duymalısın. Kendi aptallıklarına nasıl hem acıyıp hem de hayran kalacak bir tarafı illa buluyorsan; onunkilere de mutlaka üstün taraflar yapıştırabilmelisin. İşte bu sefer beni anlayamadı dediğin anların üç beş cümle sonrasında "off yine anlamış" diyebilmelisin. Aslında gizliden gizliye 'anlaşılamıyor olma' egonu yerle bir etmeli. Sarsmalı seni,aydırmalı yanlıştan. Aynı kelimeleri bile kullansan, kendine aynı tonlamayla söylesen doğruyu, yine duramasan, dört nala koşsan abese, o sana "bre! çüş" dediğinde durmalısın. "Şunu benim için yap" dediğinde, "bunu benden birkaç saat sonra iste" diyecek tecrübede olmalı.O an ne kadar inkar etsen de birkaç saat sonra aramadığında ikiniz de biliyor olmalısınız; mutlak doğru yoktur, ama elimizden gelenin en doğrusu için çaba vermek, erdemimizi zedelememeye yarar gözükmektedir.

Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı

Yunan Mitolojisi severler buraya!.. Normalde "fantastik film sever" değilimdir. Fakat bu film gerçekten hoşuma gitti. En azından bir dayanağı vardı; Yunan Mitolojisi.. Eminim benim gibi bu konuya ilgi duyan herkesi eğlendirir bu film. Duyduğuma göre bir serinin ilk bölümüymüş. Diğerlerine de seve seve giderim.
Go Poseidon!

20100215

Bu Gece Ezel Gecesi

Kenan İmirzalıoğlu'na böyle ses getiren projeleri çok yakıştırıyorum. Ezel dizisini izlemeyen insan sayısı (en azından benim çevremde) çok az. Zaten biz de "Deli Yürek" ile büyümüş bir nesiliz. O zamanlar ben lise çağındaydım. Tüm kızlar Zeynep, tüm erkekler Miroğlu'ydu. O zamandan bu zamana 10 yıldan fazla oldu. Yine Kenan İmirzalıoğlu doğru bir projeyle yapacağını yaptı. Ayrıca kilolandı, hatları oturdu, oyunculuğu özgüven kazandı, erkeksileşti. Bunlar da cabası. Zaten "Ramiz Dayı"yı konuşmaya gerek var mı bilmiyorum. Her eve lazım bir kurmay kendisi. Aklı başında, olmazı olduran Ramiz Dayı herkesi kendine bağlayıverdi. Ali karakterini de bir seviyor bir sevmiyoruz. Ama dizide henüz bir çok düğüm var ve bu yüzden gözümüzü kırpmadan izliyoruz. Ben pek dizi insanı değilimdir. Fakat Ezel farklı. Pazartesi geceleri program yapmıyoruz. Ezel izlemeyen ziyarteçileri kabul etmiyoruz:).

Dizinin tek sevemediğim oyuncusu ise Cansu Dere. Bir türlü dizilerde,filmlerde görmeye alışamadım bu ismi. Donukluğu, soğuk yüzü vs. bir yerlerde bir yanlış var hissi veriyor insana. Hiç sempatik bir tarafını bulamadım. Hadi diyelim ki rolü gereği hayattan soğumuş kadını oynadığından öyle. Ama o eski, mahalle kızı günleri de öyle donuk oynanır mı ya?. Hemen dönüp "Bahar" karakterine baktığımızda nasıl da içimiz ısınıyor. Ne kadar şirin, bayılıyorum. Ayrıca ay parçası gibi Maşallah.

Gelelim Şebnem'e..Saç modeli bir numara. Güzelliğine on puan. Karakter süper. O çocuksuluk ve yıkılmaz sadakat gönlümde tahtı kurdu. Ama gelgelelim geçen haftaki bölüme; Ali'nin evinde Şebnem'in mayolu sahnelerini , Ali ile yakınlaşma anlarını görünce hemen aklıma Mahsun Kırmızıgül geldi. Yıllar önce Bade İŞÇİL (Şebnem) ile uzun süren ve yoğun bir aşk yaşamıştı. Hatta nerdeyse bir pedofil(!) kuşkusu yaratacak sınırda olan yaş farkı dikkat çekiciydi. Yanılmıyorsam Bade 15, Mahsun da 30 yaşındaydı. Mahsun'un bırakın medyadan, gözünden bile sakındığı Bade'si böyle cüretkar sahneleri çekince insanın aklına bunlar geliyor işte.

PES Doğrusu


Son iki haftadır PS3 almamızla başlayan bir PES çılgınlığı evimizi kasıp kavuruyor. Aslında sanal oyunlar konusunda pek tecrübeli değilimdir. Hatta hayatımda hiç futbol oyunu oynamadım. Fakat gerçekten ben de PES'i çok sevdim. Görsellik mükemmel. Oyuncuların gerçeklerine nasıl da benzetildiğine hayran kaldım. Resmen gerçek bir maç yapılıyormuşcasına tüm ayrıntılar düşünülmüş. Bazı akşamlar PES gecesi yapıp arkadaşlarımızı çağırmaya başladık. Turnuva yapıyoruz. Beni dışlamasınlar diye her türlü çingeneliği yapıyorum elbette:). Daha çok yeniyim, ama öğreniyorum. Çok da gülüyoruz en güzeli bu. Onun dışında biz yalnızken de arada maç yapıyoruz.Kavga dövüş tabi sonu:)

Önemli olan dozunu bilmek. PS3'ü alırken korkmuştum. Acaba bizimki oynamayı abartır da diğer her şeyi unutur mu? diye. Ama öyle olmadı. Çok derin bir "ohh" çektim ve ben de oyuna dahil oldum. Küçükken atari salonlarına kaçıp oynadığım Street Fighter ve adını hatırlayamadığım birçok oyunu, evlere aldığımız o siyah kutulu atariyi ve hala atari salonlarında oynadığım araba yarışlarını saymazsak pek oyun oynamışlığım yoktur. Sadece seneler önce birkaç aylığına Knight Online'a sarmıştım. Sonra farkettim ki tek sosyalliğim bu oyun olmaya başladı.Çok saçma geldi ve bir anda bıraktım. Ben o oyunda öyle insanlar tanıdım ki evlilikleri zedelendi. Kocasının oyun tutkusu yüzünden bebek planlarını gerçekleştiremeyen kadınlar vardı. Bu bağımlılık her iki tarafı da çok yaraladı sonuç olarak. Erzurum'da masum bir çocuk öldü. O yüzden sanallıktan hep korkarım. Sanallık gerçekliği bitiriyor. Siz siz olun, ne kendinize ne de sevdiklerinize böyle bağımlı olma fırsatı vermeyin. Dozunda oynanan, insanları kahkahalara boğan oyunların keyfi hiçbir şeyde bulunamaz zaten:)

Bunlar da Street Fighter'ın unutulmaz yakışıklıları Ken ve Ryu:))
              

Sevgililer Günü


Sevgililer Günü'ne çok büyük anlamlar yüklemeyi de, "yok efendim ticari amaçlar için var edilmiş bir gündür" diye demeçler vermeyi de yersiz buluyorum. İki durum da klişeleşmiş bence. Sevgiyi kutlayan bir günü gözardı ederek geçiremeyiz elbette. Ama büyük planları, büyük harcamaları, kutlamaları da gereksiz buluyorum. Bu sene Pazar gününe denk gelmesi güzel oldu tabii. Hoş bir yemek, güller, güzel bir şehir turu, ve hayatımın aşkı..İşte mükemmel bir Sevgililer Günü budur:)

20100209

Bebeveyn Fırtınası(!)


Çocuk sahibi olmamak için bazı önemli nedenler;

1- Evin küçüğü artık o olacak.
2- Önemli olan onun konforu olacak.
3-Bebek gibi davranılamayacak çünkü zaten evde bir bebek olacak.
4- İnsanı yaşlı gösterecek.
5- Çocuk, kendisini leylekler getirdi zannedercesine anne babasının tutkulu aşkını görmezden gelecek. Hatta onları, aşk yaşayamayacak kadar yaşlı görecek, küstahlaşacak.
6- Gerçekten bir şekilde "rızkı" verilmiyorsa, gelirin sabit olduğu durumda harcamaların artması sözkonusu olacak. Dolayısıyla tasarruf düşecek. Tasarruf düşerse Yatırım azalacak. Dolayısıyla ÜRETİM düşecek:).. Hayattaki üretimleri düşen anne-baba için bebeğin değeri durduk yere artacak.
7- Baba, "ben o kadar detaylı anlamam" diyecek ve bebeğin tüm bakımı anneye yapışıp kalacak.
8- Aşkın yerini, "aile olma" kabullenmesi alacak. Paylaşılan şey çocuk olacak. Bu duygu da o kadar yoğun hissedilecek ki, hangi heyecanların yerini aldığı sezilemeyecek.

Çocuk sahibi olmak için bulabildiğim bazı nedenler;

1- Sıkça bahsedilen (bazen de, benim başıma geldi herkesin başına gelsin diye uydurulduğundan şüphelendiğim:) kutsal, ikamesiz, coşkulu annelik-babalık duygusu.
2-İnsan ırkının devam etmesi gerekliliği.
(Tamam bu liste bu kadar kısa değil,biliyorum..:)

NETBOOK'UMU ÇOK SEVİYORUM..

Dün bana bir netbook aldık. Küçücük, çok şirin. Sanki bebek taşır gibi. İnsan farketmiyor bile. Zaten sadece internet ve Office programları kullanıyorum. Tam da bana göre aslında. Ekranı da küçük gelmiyor insana. Artık kitapların da minicikleri çıktı Türkiye'de. Netbook da kocaman bir kitap boyunda. Saatlerce ona bakanların buna bakmada zorluk yaşamayacağına emin olabilirsiniz:)

20100206

Romantik Komedi (Aşk Tadında)

Dün akşam gördüm filmi. Gerçekten de çok şirin bir film olmuş. Amerikanvari bir Türk romantik komedisi. Kast çok tatlı bir kere. Hikaye tanıdık. Ama olsun rengarenk bir film. Kafa dağıtmak, biraz gülümsemek için ideal.

- LOST - Island is what matters!

Geçenlerde Lost'un final sezonunun yayınlanacağını gördüm. Ben de eksik sezonlarımı bir izleyeyim diye oturdum bilgisayarın başına. Gece gündüz demeden bir hafta Lost izledim durdum. İnsan bu dizi varken başka hiçbir şey yapmak istemiyor. Adanın büyüsü resmen izleyiciye de etki ediyor. İnsan kendini hikayeye dahil olmuş şekilde hayal etmekten kendini alıkoyamıyor.
Baştan söyleyeyim ben ilk bölümden itibaren Jack'cilerdenim:))..
Fakat ikinci sezondan sonra beliren, Benjamin Linus karakterine de bayılıyorum. Donuk bakışlar, inanılmaz bir zeka, merhamet ve zalimlik, hakimiyet ve teslimiyet gibi çelişmiş birçok özelliği aynı anda barındırıyor. Final bölümü Mayıs ayında yayınlanacak dizinin. Umarım müdavimlerini tatmin edecek şekilde sonlanır. Dizi bitse de yıllarca konuşulacağından eminim. Gerek karakterler, gerek kurgu, gerek görsellik olsun herkesten tam not aldı. Her şey bir yana dünyada bir Lost felsefesi oluştu. Zaman, sebep, sonuç, ihtimal ilişkileri sorgulandı. Bunu felsefe haline getiren izleyici kesim, çok daha derin hazlar aldı. Diğerleri de muhteşem bir şov seyretmiş oldu. İzlememiş olanlara şiddetle tavsiye ediyorum.

20100205

ELELE ŞUBAT SAYISI

Benim pembe dünyalı kuzim sonunda Elele dergisinin şubat sayısında.. "Yıllar yılı yeter artık çevrende başka renk de istiyorummm" serzenişlerine rağmen asla tutkusundan vazgeçmedi bizim Pink Princess. Görünce çok sevindim. Ayrıca o artık bir Pembe Anne. Pembe yanaklı bir kızımız var.:)