Sayfalar

20090912

Kısa Kısa Tatil Kitaplarım

Yahu ne işim var benim polisiye romanların, öykülerin içinde?.. Hiç ilgim olan bir tür değil. Nerden sarmalandım bu hikayelere hatırlıyorum aslında. Yıl 2006, bir yaz tatili yine. Elime Ahmet Ümit'in Kavim'i geçmiş. Burun kıvırıyorum, ismini beğenmiyorum kitabın. Kitap isimlerinin bende uyandırdığı hissiyata göre kitap seçiyorum yine.Budala çocuk!. Yapacak bir şey yok, havuz kenarındayım, şehirden 30 km uzaktayım; okuyorum kitabı..Yahu 3 saatte bitiveriyor. Okumuyorum, adeta kulaklarımdan,burnumdan ve ağzımdan içeri kaçıyor bu adamın cümleleri.Dili kullanışına hayranım senin be yazar. Bu kitaptaki öyküler çok hoşuma gitti.Zaten 2004'te TRT için hazırlanmış, 13 bölümlük, kitapla aynı adlı dizide izlemişiz Nevzat komiserle Ali'nin hikayelerini.Kimbilir ben ne izliyordum o sıra?

Haşmet Babaoğlu..Köşe Yazarı, Sosyolog, Gazeteci, Spor Yorumcusu(!)..Aslında bunlar pek de ilgimi çekmiyor. Ama denemeleri oldukça etkileyiciydi. Belki etrafta herkesin dediği klişe bir laf ama hakikaten Ahmet Altan'dan aldığım tada benzer bir güzelliği var bu öykülerin. Her şeyden önemlisi de bu aşk öykülerini yazabilmek, ince bir zeka gerektirir. Sadece dili iyi kullanmak ve yaratıcı olmak değil, olayların gerçek yüzlerini kavrayıp yansıtma gereği duymak gerekir bunları yazmak için. Herhangi aşk öyküleri değildi bunlar, sadece akıllıların görebildiği (!) türden çıkarımlardı.

Sinan Akyüz'ü ilk defa okudum. Terminalde otobüs kalkmadan hızlıca elime geçen bu kitabı satın aldım ve otobüs yarı yola gelmeden de bitmişti. Eyes Wide Shut filminden esinlenerek konuya giriş yapılan bu kitap çiftlerin birbirlerine ne kadar da dürüst olmadıklarına vurgu yapmaya çalışmış.Ama gerçekten üzgünüm ki anlatımı çok tıkanık buldum. Belki yazar oyun yazsa daha başarılı olabilir.Çünkü "adam kalktı,kadına döndü, eliyle yüzünü sıvazladı, derin bir nefes aldı, içi titredi..." gibi bitmeyen satırlar resmen içimde sıkıştı kaldı. Ayrıca bir önceki kitapta en övdüğüm şey, ince zeka, burada eksikliği en çok hissedilen taraf olmuş. Belki bir yerlerde birilerine hitap edebilir.Ama o ben değilim.



Tuna Kiremitçi'ye benden ayakta bir alkış.. Bu kadar genç olup da böylesine bir tok üsluba sahip olmak sanırım herkesin harcı olamaz. İnsan o cümleleri; sakalları yarı ağarmış, alnında yaşadığı aşkların, hırpalanmışlıkların, cezaların ve tüm tecrübelerin kırışıkları olan, geç yaşlarında saygı kazanmış, yazarlardan okumaya alışınca gördüklerine inanamıyor doğrusu. Hikaye enfes. Anlatım çok akıcı. Herkesin yüreğine dokunacak ayrıntılar ustalıkla içlere serpilmiş. Tadı damağımda kaldı Rosella ve Pelin'in öyküsü. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumaya niyetliyim.


Hande Altaylı'yı türünde başarılı buluyorum.Anlatımı oldukça sade.Herkesin okuyabileceği türden yazıyor. Aşka Şeytan Karışır'ını da okumuştum yıllar önce.Okuyucuyu meraklandırıyor. Bu nedenle kitapları bir çırpıda bitiveriyor. İki kitapta da esas karakterlerin isimlerinin Aslı oluşu dikkatimi çekti. Belki bir süre sonra bu kitabın da konusunu hatırlamayacağım.Ama sanırım zaten yazarın da böyle bir kaygısı yok. Kitaplarından kaygısız olduğunu seziyorum. Bu da rahatlatıcı bir durum; ben de içerik,anlatım,konu,akıcılık diye söylenmeye başlamıyorum dolayısıyla.

Hiç yorum yok: