Sayfalar

20090926

Uyumuyorum


Uyumuyorum..Hayır kesinlikle uyumuyorum. Resmen kendime inat,vücudumu dinlendirmiyorum. Hırsından,inatçılığından kırmızı rugan pabuçlarıyla kapıları tekmeleyen bir kız çocuğu gibi ben de bile bile bu eziyeti kendime işte böyle göstere göstere yapıyorum bugün..Dün makul bir saatte girdim yatağa.Adet oldu bir 15 dakikamı nette geçiriyorum uykuya dalmadan.Bilgisayarı benim tarafımdaki halının üzerine kapalıymış edası verecek şekilde koyuyorum, yaklaşık 5 dakika pusuda bekliyorum. Bakıyorum gardiyanım uyudu, hemen hızlı bir hamleyle onu alıp başlıyorum gezinmeye. Biraz sonra da elimden bırakıp sarılıyorum gardiyana..Ama dün bloguma başlık resmi yapacağım diye uğraşasım geldi..Ve bu azim saat sabah 5'e, ta ki sevimli ama dev gardiyan uyanıp "sen napıyorsun?,sakın bana daha yatmadım deme, bloguna da başlarım çabuk yat" demesine kadar sürdü. Yaklaşık iki dakika kadar gözlerimi kapatıp bekledim. Heyecanla açtım..Baktım iki adet kızgın göz bana bakıyor, bir şeye yeltenemedim ve uyuyakaldım.Bir saat sonra uyandım,giyindim,terminale gittim.İzmir'den Ankara'ya yolu düşen kadim dostu aldım eve getirdim.Dışarı çıktık, vedalaştık eve döndüm.Yaptığım resmi beğenmedim,sildim. Saat bu sefer de akşamın beşi oldu.Ama hala uyumuyorum....
Hallelujah!!! Şimdi kapı çaldı kızlardan biri geldi çat kapı oley uyumayacağım demiştim işte!!

20090924

KOLONYA ŞİŞESİ


Bayram öncesi yana yakıla kolonya şişesi aradım durdum.Şık bir şişe için, bildiğim tüm cam ürünleri satan yerleri gezmeme rağmen bulamadım.Demek ki artık bu tür bir talep gelmiyor üreticilere.Oysa benim küçüklüğümde ne kadar da çoktu.Ben de bu işi kendi kendime halletmeye karar verince ortaya resimdeki gibi bir kolonya şişesi çıktı:).Bu eski şişe,içinde kolonyayla beraber satılanlardan.Yaklaşık 35 yıllıkmış.Benim de bir kaç craft sitesinde gördüğüm üzere, birçok insan şişe süslemeyi kendine hobi bile edinmiş.Tocamın evlenme teklif ederken verdiği yüzüğün kutusunun kordelası, karın kısmında kuş tüyleri olan bluzdan koparılmış bir adet tüy ve taşları düşüp duran bileziğimden kopmuş bir adet taştan oluşmuş şişemi herkes beğendi. İnsanlar neler neler yapıyor resmen hayrete düştüm.

GEÇMİŞ,BİTMİŞ,İZ YAPMIŞ


Geçmişin insanı bırakmayacağına inanmıyorum.Ama tam tersi, her zaman mevcuttur. Belki de insan yaradılışı gereği zaten böyle bir varlık ve buna direnmek de anlamsız.Kodlarımızda yüklü ataların tüm tarihleri.Organ transferinde bile donörün dnasındaki kodlar da geçmiyor mu bağışı alana? İlginç ilginç olaylar yaşanabiliyor sonra da. Geçmişi bu kadar güzel kılabilen sanırım adı üzerinde "geçmiş olması"..Geçmiş artık "ulaşamazsın" "bitti gitti" izlenimi vermesi.

Eskilerden bir dostla konuştuğunda neden acır ki insanın içi? Aslında benim bu zamanlarda geçirdiğim iç bayılmaları yaşanan safsatalar yüzünden değil de, insanlara sıkı sıkı sahip olamamaktan kaynaklanır çoğunlukla.Yani boş vermiş unutmuş gitmişim, ne aramış ne sormuşum sonra da herkes benim olsun istiyorum.Neyse bunlar çok da vahim değil ama en berbatı en sevdiklerinin geçmişlerini silememek.O anıları ve insanları, hem sevdiklerinin hem de onlarla şu ana kadar iletişime geçmiş herkesin zihninden yok edememek.İnsan beyni aynı bilgisayar gibi; asla bir şeyi silemezsin.Karanlık ve puslu bir akşamda ; üzerinde beyaz önlüğü, gözünde kavanoz dibi gözlükleri,saçları uzun ama dik dik ve elinde sahneyle alakasız bulsam da bir kaynak tabancası bulunan bir bilgisayar kurdu çocuk bana şöyle demişti;"Boşuna uğraşma, bilgisayardan asla bir bilgiyi silemezsin, sadece onları saklamış olursun AHA Ha HA HA!!!" ve soğuk bir rüzgar ensemden esmiş,tüylerim ürpermişti.

Yaşananlar olmasa bugün biz bugünkü gibi olmazdık.Bizler tarihlerimizin yavrularıyız. Taşıması güç bir ağırlık veriyor, ama öyle..Yine de en sevdiklerimi sahiplenmenizi sağlayacak her türlü bilgi ve anıyı beyinlerinizden silmek durumundayım.Kurallar, kuraldır.Bunun için üzgünüm.

20090916

Ha Gayret!

Uyandığımdan beri bir hüzün var bu sabah içimde. Aslında belirli bir nedeni de yok.Canım kocaman alışveriş merkezlerine, outlet mağazalara, hipermarketlere gitmek istiyor.Ama öyle Ankara'dakiler kesmeyecek sanki.Beni Amerika'dakiler falan paklar ancak.Hüzün ve alışveriş..Ne kadar kel alaka aslında değil mi?..Kendimde aslında son zamanlarda sezinlediğim bir şey bu.Sorun:Hüzün, Geçici çözüm; bir şeyler satın almak.Benim gibi kendisini sanki çocuğu gibi her an her saniye inceleyen, eleştiren,yorumlayan birinin gözünden kaçması zor bir durum aslında.Neyse ki önemli bir boyuta gelmeyecektir. Ama önemli olan hüznün kaynağı.İşte sorun da bu zaten.Beynimin bana türlü oyunları.Kaynak falan yok!.Kaynak benim, hep de bendim..Uff balık burcunun cilveleri miydi bu durum hep acaba?

Neyse..Bu arada dün Kadir Gecesi'ydi. Televizyonda bu gece ile ilgili bir program açık. Ben masa kuruyorum. Anlatan, beni bir an dikkat kesecek bir söz söylüyor.Tabii ibadetleri konu ederek söylüyor ama ben genele vuruyorum ve çok anlamlı geliyor; "İnsanı dinlendiren boş durmak değil, değişikliktir."Eureka !! neden daha önce akıl edememişim ki? Terk edip boş durma,değiştir!..Damn!

20090912

Kısa Kısa Tatil Kitaplarım

Yahu ne işim var benim polisiye romanların, öykülerin içinde?.. Hiç ilgim olan bir tür değil. Nerden sarmalandım bu hikayelere hatırlıyorum aslında. Yıl 2006, bir yaz tatili yine. Elime Ahmet Ümit'in Kavim'i geçmiş. Burun kıvırıyorum, ismini beğenmiyorum kitabın. Kitap isimlerinin bende uyandırdığı hissiyata göre kitap seçiyorum yine.Budala çocuk!. Yapacak bir şey yok, havuz kenarındayım, şehirden 30 km uzaktayım; okuyorum kitabı..Yahu 3 saatte bitiveriyor. Okumuyorum, adeta kulaklarımdan,burnumdan ve ağzımdan içeri kaçıyor bu adamın cümleleri.Dili kullanışına hayranım senin be yazar. Bu kitaptaki öyküler çok hoşuma gitti.Zaten 2004'te TRT için hazırlanmış, 13 bölümlük, kitapla aynı adlı dizide izlemişiz Nevzat komiserle Ali'nin hikayelerini.Kimbilir ben ne izliyordum o sıra?

Haşmet Babaoğlu..Köşe Yazarı, Sosyolog, Gazeteci, Spor Yorumcusu(!)..Aslında bunlar pek de ilgimi çekmiyor. Ama denemeleri oldukça etkileyiciydi. Belki etrafta herkesin dediği klişe bir laf ama hakikaten Ahmet Altan'dan aldığım tada benzer bir güzelliği var bu öykülerin. Her şeyden önemlisi de bu aşk öykülerini yazabilmek, ince bir zeka gerektirir. Sadece dili iyi kullanmak ve yaratıcı olmak değil, olayların gerçek yüzlerini kavrayıp yansıtma gereği duymak gerekir bunları yazmak için. Herhangi aşk öyküleri değildi bunlar, sadece akıllıların görebildiği (!) türden çıkarımlardı.

Sinan Akyüz'ü ilk defa okudum. Terminalde otobüs kalkmadan hızlıca elime geçen bu kitabı satın aldım ve otobüs yarı yola gelmeden de bitmişti. Eyes Wide Shut filminden esinlenerek konuya giriş yapılan bu kitap çiftlerin birbirlerine ne kadar da dürüst olmadıklarına vurgu yapmaya çalışmış.Ama gerçekten üzgünüm ki anlatımı çok tıkanık buldum. Belki yazar oyun yazsa daha başarılı olabilir.Çünkü "adam kalktı,kadına döndü, eliyle yüzünü sıvazladı, derin bir nefes aldı, içi titredi..." gibi bitmeyen satırlar resmen içimde sıkıştı kaldı. Ayrıca bir önceki kitapta en övdüğüm şey, ince zeka, burada eksikliği en çok hissedilen taraf olmuş. Belki bir yerlerde birilerine hitap edebilir.Ama o ben değilim.



Tuna Kiremitçi'ye benden ayakta bir alkış.. Bu kadar genç olup da böylesine bir tok üsluba sahip olmak sanırım herkesin harcı olamaz. İnsan o cümleleri; sakalları yarı ağarmış, alnında yaşadığı aşkların, hırpalanmışlıkların, cezaların ve tüm tecrübelerin kırışıkları olan, geç yaşlarında saygı kazanmış, yazarlardan okumaya alışınca gördüklerine inanamıyor doğrusu. Hikaye enfes. Anlatım çok akıcı. Herkesin yüreğine dokunacak ayrıntılar ustalıkla içlere serpilmiş. Tadı damağımda kaldı Rosella ve Pelin'in öyküsü. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumaya niyetliyim.


Hande Altaylı'yı türünde başarılı buluyorum.Anlatımı oldukça sade.Herkesin okuyabileceği türden yazıyor. Aşka Şeytan Karışır'ını da okumuştum yıllar önce.Okuyucuyu meraklandırıyor. Bu nedenle kitapları bir çırpıda bitiveriyor. İki kitapta da esas karakterlerin isimlerinin Aslı oluşu dikkatimi çekti. Belki bir süre sonra bu kitabın da konusunu hatırlamayacağım.Ama sanırım zaten yazarın da böyle bir kaygısı yok. Kitaplarından kaygısız olduğunu seziyorum. Bu da rahatlatıcı bir durum; ben de içerik,anlatım,konu,akıcılık diye söylenmeye başlamıyorum dolayısıyla.

AŞK



Aşkın en sevdiğim yanı; aptallık tarafı..Beynin, bedenin, ruhun arıza görmesi, arızasından haz duyması.. Aşk; açık sistem olan insanın kapalıya dönmesi, entropiye sürüklenirken yine de yaşaması, asla ölmeyeceğinden emin olması..Ve o ana kadar bildiği,öğrendiği her şeyi reddetmesi. Bu asaleti göstermesi. Aptallıktan utanmaması, hatta üzerine çok da yakıştırması...

20090911

EVİMİZDE İLK BAYRAM


Ben doğduğumdan beri yazları Çınarcık’a gidiyorum. Daha önce adını duymamışlar için Yalova’ya bağlı bir sahil ilçesi olduğunu belirtmeliyim. Eski adı Kio. Ecnebi dönemlerine dayanan bu ad “temiz hava” demek. Takdir edersiniz ki inanılmaz güzel bir havası var. Upuzun ve düz bir sahil şeridine sahip oluşu da akşam dondurma yürüyüşlerini ve çul-çaput alışverişlerini keyifli kılıyor. Denizine gelince; az tuzlu oluşuna bayılıyorum.Benim gibi denizde, işi diplerde olan biri için çok avantajlı. Ama gel gelelim temiz değil. Yani aslında kendim için yakınmıyorum. Doğduğumdan beri deniz anaları ile kardeş gibiyim. Ellerinde büyüdüm. Ama tatilini Ege’de, Akdeniz’de yapmaya alışmış insanlar için sıkıntılı oluyor. Onların sıkıntıları da bana eğlence-gülmece:)…Velhasıl kelam geçen hafta oradaydım. İnanılmaz dinlendim, 5 kitap okudum. Kitapları da yazacağım hatta. Ama ne olursa olsun evimi de özlemişim tabii. O da beni özlemiş, muhtaç kalmış. Emsiz* şey nolcak. Geldiğimden beri bir toparlayamadım.


Bu Ramazan benim mutfak kültürüme de katkıda bulundu. Değişik yemekler öğrettim kendime.Bugün de bayram için şekerlemeler aldım. Sonuçta küçük ve yeni evli de olsak bizim de ziyaretçilerimiz olacak.Bir de geçen hafta likör yaptım.

Demlenmede şu an :). Umarım lezzetli olmuştur. Küçüklüğümden beri Çınarcık’ta Ermeni dostlarımızla aramızda likör tarifleri alınır verilirdi.Ne olduğunu bile anlamazdım.İnanamıyorum büyüdüğüme ve bu bayramda benim de bir evim olduğuna. Tabi biraz geç kaldığım için

kahve likörü tarifi bulup onu yaptım. Yoksa diğer meyve likörlerinin bekleme süresi birkaç ay sürüyor. Şimdi burada kendi eklemelerimle kahve likörü tarifimi vereyim istiyorum;


2 Bardak su

2 Bardak süt

6 Yemek kaşığı kahve

2 Bardak şeker

2 Paket Şekerli Vanilin

35 cl Votka


Vanilin ve Votka dışındaki malzemeleri bir tencerede kaynatıyorsunuz. Kaynadıktan sonra Vanilin’i de ekleyip karıştırıyorsunuz. Daha sonra dinlenmeye bırakıyorsunuz. Ilıdıktan sonra da votkayı ekleyip ağzı kapalı ve tercihen cam bir kapta en az 2 hafta buzdolabında bekletiyorsunuz. Hemen de içilebilir fakat aroması oturmuş olmaz. (Yanında servis etmek için en sevdiğim karamel dolgulu çikolatalardan aldım.)


* Emsiz; 1. Beceriksiz. 2. Dertsiz, kedersiz, vurdumduymaz, savsak demektir. Bolu civarında “Emsüz” şeklinde ve özellikle son hecesi vurgulanarak ve nefretle telaffuz edilir. Pink Princess ile inanılmaz derecede alay konusu yaptığımız kelimedir.