Sayfalar

20090826

EDEN LAKE / Kan Gölü




Pazar günü sinemaya gitme isteğiyle uyanmıştım.Biz de öğlen kalktık Eden Lake'i izlemeye gittik. Adet oldu bende; filme gitmeden yorumları mutlaka okuyorum. Kritikler genelde de olumlu olunca hadi izleyelim dedik. Konusunu özet geçmek gerekirse; Haftasonu için sevgilisine romantik bir sürpriz yapmak isteyen bir İngiliz şehirli beyefendisi, taşrada bulunan Eden Gölü kenarında kamp planlamıştır.(Gölün isminin Eden olmasını da ironik buldum doğrusu:). Fakat bu güzel plan birkaç küçük taşra serserisi tarafından cehenneme dönüşecektir.Filmin ana fikrinde "nasıl çocuklar yetiştirirsek ve çocuklarımıza nasıl model olursak, o tip gençler yaratırız." yatıyor.Fakat konu çok derin irdelenmemiş, daha çok sahnelere odaklanılmış.Kısaca film öğretici olmak kaygısında gözükmüyor; korku-gerilim türünün hakkı verilmek istenmiş. Başrolleri Kelly Reilly ve 300 Spartalı'da Stelios olarak tanıdığım Michael Fassbender paylaşıyor.(Gerard Butler'a selam olsun:)).Özellikle filmin tümündeki oyunculuk övgülerine çokca rastlıyorum.Ayrıca İngiliz aksanıyla film izlemeye de bayılıyorum. Oyuncularını bilyon kere farklı karakterlerde izlediğim filmler sıkmıştı,bu yüzden su gibi geldi bu film diyebilirim.Gerçekten sinir bozucu bir senaryosu var.Bir sahnesinde "Yok artık" diye bağırdığımı hatırlıyorum:). Final sahnesini, konusuna oldukça dokundurucu ve başarılı buldum.Genel kurgusu çok hoş bir film olmuş.Özellikle sevgiliyle izlenmesini tavsiye ederim.

20090824

HOŞGELDİN RAMAZAN




Evet,sonunda nefislerimizi ehlileştirme ayı, Ramazan geldi bu sene de. Ve bu sene de , bu günlere erdik demektir bu. Sanki dünya daha üstün bir mekan oluyor bu ayda. Toy ruhlarımız irili ya da ufaklı adımlar atıyor doygunluğa doğru.Açım, ama sanki daha akıllıyım. Açım ve sanki daha istekliyim, özellikle de bugün.Ancak vücutsal,zihinsel direncim kırılıyor sanırım 4 günde. Biraz önce geldim de eve,sanki ayrıntıları daha iyi farkedebiliyorum gibi hissettim bugün.Canım bunun üzerine yazmak istedi.Apar topar açtım bilgisayarı.Dünyevi keyiflerden mahrum kalmak insanın algılarını geliştiriyor orası bariz.Ne kadar dünyevi heveslerimiz varsa (dikkatinizi çekerim bu tamlama "gereksiz hevesler" demek değildir.) o kadar bağlanıyoruz bu gezegene.Herkes dengeli yaşamak diye bangır bangır bağırıyor etrafta.Ruhumuzu da vücudumuzu da dengeli doyuralım!..Öleceğini bu kadar iyi bilen tek canlı biziz sanırsam. Ve bu yüzden hayranım insan olmaya. Öleceğini bilmek ve bu kadar da yaşam hevesleri taşıyabilmek, ancak insana yakışırdı.İnsan taşıyabilirdi böyle bir erdemi sadece .

Aslında daha sınav yeni başlıyor..Bundan sayısı çok da olmayan aylar önce, naralar atıyordum; "Amman çok sayın effendimm, ölmek dediğiniz şey nedir ki! adeta bir düğündür. Hiç anlamıyorum ölmek korkusu dedikleri hissiyatıı, insan neden kalıcılık varken geçiciliği daha çok sever ki?!" Ahahah..Küçük budala seni..Neyin vardı ki,ondan nasıl da kolayca vazgeçebildiğinin havasını atıyordun?. Bak şimdi sen de bir aile oldun ve aman ölüp de gitmeyeyim diye nasıl da takıyorsun hemencecik emniyet kemerini söyle bakalımmm?..Ahh bir de üre bakalım..Üre de o zaman gör dünyeviyatı sen..
Evet asıl sınav daha yeni başlıyor aslında...Hayırlı Ramazanlar!

20090807

Nasıl anlatsam,nerden başlasam?







Geçtiğimiz bir hafta boyunca Bodrum'daydım.Çok küçük yaşlarımda hayal gibi hatırladığım seferi saymazsak ilk gidişimdi denebilir.Bu tatilimizde dinlenmeyi aklımızda tuta tuta ben ve eşim nam-ı diğer iki kafadar koyulduk yola.Malum Bodrum yolu bu, git git bitmiyor.Yaklaştıkça hava nemleniyor; bulutlar, karalar, bunaltılar, kuraklıklar seyreliyor.Yola çıkmadan bir gün önce ayarladığımız, Bodrum'a gelince otellerin doluluğunu görüp ne kadar da "ballı" olduğumuzu anladığımız otelimize, Forever Club'a yerleşiyoruz.Hatta bu gerçeği farkedemeyen biz, bir de odamız yarı deniz manzaralı diye hayıflanıp danışmadaki arkadaşa değiştirmesi için türlü şirinlikler yapıyoruz...

Ohhh Bodrum,ne güzel bir yermişsin sen öyle.Durmuyorsun,sürekli koşuyorsun,zıplıyorsun,oynuyorsun sanki..

Her türlü tatil anlayışındaki misafirini doyuracak usta bir hancı sanki bu Bodrum.Biz de dinlenme niyeti ile çıktığımız tatilimizi saptırmadan ufak tefek de olsa faaliyetlerde bulunduk.Bir kere otelimizi beğendik.İçmeler mevkiinde,yani şehrin göbeğinde,denize sıfır, beş yıldızlı, her şey dahil bir oteldi.Buraya kadarı klasik zaten. Ama şaşırtıcı olan kısmı yemeklerinin lezzetiydi. Sanki mutfaklarında onlarca anne çalışıyormuş tadında yemekleri vardı.Deniz,havuz ve akşamları otel dışı aktiviteler planlayan herkese tavsiye ediyorum.Biz bir günümüzü de Dedeman Aqua Park'ta geçirdik.Giriş ücreti bence tuzluydu,ayrıca içerideki yiyecek ve içecekler de oldukça pahalıydı.Gidecekler varsa hazırlıklı olsun.

Bodrum'a gidip de Antik Tiyatro'da konser izlememek olmazdı sanırım.Biz de Sertab Erener'i dinledik.Devleşti de devleşti küçük kadın. Roller Coster'dan aşağı düşer gibi heyecanlandırdı bacaklarıma kadar, Aşk'ı söylerken..

Sonra ünlü Catamaran Marine Club'a gittik. 1500 kişi kapasiteli bir yüzer disko. Gece 01:00'de Bodrum Kalesi yakınından hareket edip belli koyları dolaşarak sabaha karşı geri dönüyor.Bu süre zarfında gemiyi terk etmek isteyenler de ücretsiz olarak motorla -biraz da tıklım tıkış şekilde- kıyıya bırakılıyor.Dans pisti camdan olduğundan dansederken balıkları görüyorsunuz.Kız kıza gidilecek bir mekan değil. İnanılmaz canlı şovları var ki sanırım ününü de buradan alıyor. Her türlü cinsel tercihi olan kişilere hitap edecek bir şov ekibi mevcut.Böyle ilginç dansçıları hayatında ilk defa gören ben ve benim gibiler de dansetmek yerine ağzı açık şekilde gösterileri izliyor:) Ben çektiğim ayrıntısı az bir resmi koyuyorum gerisini de siz araştırın:))

Bunlar dışında yat gezilerini öneririm gerçekten keyifli geçiyor.Salı akşamları İbrahim Tatlıses,Cuma akşamları Ferhat Göçer, Pazarları Tan, haftanın birkaç günü Fatih Ürek gibi birçok ünlü Bodrum'da sahne alıyor. Biz sadece bir haftamız olduğu için bu kadar yormak istemedik kendimizi ama bir dahaki sefere mutlaka eğlenmeyi seven arkadaşlarla gitmeye kararlıyız.
Ben Bodrum'u çok sevdim.