Sayfalar

20091215

İki Film



Geçen hafta iki tane filme gittim. Bunlardan ilki 2012'ydi. Gerçekten beğendim. Görsellik süper. Hikaye tanıdık tabi. Bu konu üzerine bir sürü film çekildi şimdiye kadar. Kiminde dünyada taş taş üstünde kalmıyor ve canlıların hepsi ölüyor, kiminde de 2012'de olduğu gibi şanslı/zengin/bilgili bir grup dünyanın yeni aldığı haliyle ırkın devamını sağlıyor. 2012 Aralık ayında ne olur ne olmaz bilinmez. Belki zor zamanlar bekliyordur bizi. Ya da Maya'lar sadece takvimi bu kadar yapsak yeter sonra devamını getiririz deyip getiremeden yok olmuşlardır. Zaten baki olan tek şey dünyanın bize ait olmadığıdır bence. Neyse aslında bu filmle alakalı değinmek istediğim bu değil. Beni en çok düşündüren; insanların kendilerinin ölmesi pahasına ve hatta her şeyin pahasına çocuklarını kurtarmak istemeleri oldu. Nedense tüm filmde en çok bu kafama takıldı. Yahu evlat sahibi olmak nasıl bir duygudur?.. Ürkütücü buluyorum. Sen her an yanında olup koruyamadığın insanı canından bile çok sev. Olacak iş değil. Allah'a emanet yaşam diye buna denir. Tamam her üzüntüyü kontrol edemiyoruz kendi hayatımızda da fakat bir de adı üstünde "çocuk" bu. Hem kendimden çok seviyorum, hem her saniye yanında olup koruyamıyorum, hem de bu insan daha bir çocuk!..Allah hepimize yardım etsin..

Gördüğüm diğer film de Testere 6'ydı. Aslında takip etmediğim bir seri ama tocam müdavimi olduğundan beni de yanında sürüklüyor. Zaten filmlerin yüzde otuzluk bölümünde gözlerimi kapatıyorum. Yani serinin yüzde yetmişi izlenebiliyor diyebiliriz. Belki vardır tüm sahnelere bakabilen baba yiğitler. Evet serinin mantığı güzel; hayatınızın değerini bilin, çar çur etmeyin, başkalarının hayatlarıyla da oynamayın. Yoksa Testere'nin eline düşer ve kendinizi vahşice bir sınanmanın ortasında bulabilirsiniz. Sınavı geçerseniz hayatınızın ve başkalarının hayatlarının değerini farkedersiniz -bir iki uzvunuzu kaybetmiş olsanız da-. Testere çevresindekilere hayat dersleri veriyor evet. Keşke herkes güzel dersler alsa. Ama zaten almayanlar için Cehennem var. Yani Testere'nin Tanrıcılık oyunu beni hiç çekmiyor diyebilirim.

20091208

Çocukların Cinsel İstismarı Hakkında



Bir süredir üzerinde yoğunlukla kafa yorduğum bir konuya bu hafta Okan Bayülgen, "Muhabbet Kralı" programında değindi; Çocukların cinsel istismarı. Programda yakaladığım bazı istatistikler şu şekilde; Cinsel tacizlerin yüzde 70i 18 yaş altındaki insanların başına geliyor.Bunun yüzde 35i 12 yaş altında.Tacize uğrayan her yedi kişiden biri 6 yaşın altında.Dünyada kız çocuklarının vakalrında yüzde 96sı saldırganı tanıyor, yuzde 20sinin faili baba veya üvey baba. Tacizci genelde 30 yaş ve üstü. Saldırı olaylarında saldırganların yüzde 50si tanıdık.

Yakın olduğum veya sadece bu tecrübelerini paylaştığım bir çok insandan küçük yaşlarda başlarına gelenleri dinlemişimdir. İrili ufaklı herkesin başından cinsel taciz olaylarının geçtiğini biliyorum malesef. Mesela tacizcinin genelde erişkin olduğu sadece bir sanı bence. Çünkü küçük yaşlarda, yaşıtları tarafından bu olaylara maruz kalmış kişileri de dinledim. Zaten programda da söylenen, çocuğun 3 yaşında cinsel bilincinin oluştuğu yönünde. O nedenle çocukların bu konuda uyarılması bu yaşta başlamalıdır. Kız veya erkek çocuğa sahip olmak işi değiştirmiyor. Çünkü iki cinsten de bu kötü olayları hep duydum.

Şimdiden söyleyeyim de sonradan bana sapık muamelesi mi yapıyorsun demeyin; İleride bir oğlum olursa kimse pipisini görmeyi talep edemez. Benim çocuğumu kimse yastık olmadan kucağına oturtamaz. Çocuklarım ayrı ayrı odalarda yatarlar ve hemcins veya değil kimse ile aynı odada uyuyamazlar. Bebeğimin çıplak fotoğraflarını kimse çekemez. Anneli babalı toplantılarımızda çocuklar kontrol edilmeden içeride bir odada saatlerce oynayamazlar. Hiçbir özel ders öğretmeni çocuğumla odasında çalışmayı talep edemez. Hiçbir X amca, Y teyze bana "ayy bak hadi bugün bizde kalsın bizim çocukla nassı da anlaştılar" diyemez.. Çocuklarımın odalarında internet bağlantısı bulunamaz. İnternet bağlantısı ancak ortak yaşam odasında tutulur. Biraz daha düşünmem lazım. En az bir milyon kadar madde olmalı listemde!! Çocukları korumak neden bu kadar zor:(( ???..Allah bu sapık insanların belasını versin. Lütfen gözümüz açık olsun. Çevremizde neler oluyor gözlemleyelim. Sadece bakmayalım, görelim. Normal olmayan durumları çevremizde farkedelim. Nasıl kendi evimizi gözetiyorsak, komşumuzun da evini, çocuğunu gözetelim. Lütfen çocukları başına gelenleri "anlatmaya" motive edelim. Çünkü tacize/tecavüze uğradığı için kendilerini suçlu zannediyorlar. Öyle çok ki konu hakkında yazılabilecekler. Ama sayfalar da sabrım da yetmeyecek.

Tabiiki tüm saldırganlar pedofili değil ama yine de aşağıdaki alıntı bilgiyi okumanızı tavsiye ederim;

"Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, pedofili eylemleri temel olarak erkekler olmak üzere, bir yetişkin(18 yaş üzeri) tarafından ergenlik yaşı öncesindeki(12 yaş altı)bir çocuğa yönlendirilmiş cinsel davranışlardır. Pedofili(subyancilik), parafili yani çocuklara yönelik anormal ve doğal olmayan sapkın cinsel istek duyan kişilerdir."

"Kesin böyledir diyebileceğimiz bir pedofil profili yapabilmek çok mümkün olmasa da aşağıdaki özellikle genel karakteristik özellikleri vermektedir;


1- Çocuklar ve yetişkinler arasında popülerdir.

2- Güvenilir ve saygın görünür. Toplumda iyi bir yeri vardır.

3- Çocuklarla konuşmayı tercih eder. Çocuklarla yetişkinlerle olduğundan daha rahat hisseder.

4- Çoğunlukla ergenlik öncesi erkek ve kız çocuklarına çekim duyar.

5- Heteroseksüel, homoseksüel veya biseksüel olabilir.

6- Çocukları, video oyunlarına,partilere, şekerlere, oyuncaklara, hediyelere boğar.

7- Başı dertte ve ilgi ve şefkate ihtiyacı olan çocukları belirler.

8- Sıklıkla tercih ettiği kurbanların yaşında çocuğu olan kadınlarla çıkar veya evlenir.

9- Nadiren bir çocuğu cinsel bir temasa zorlar veya baskı kurar. Genellikle güven ve dostluk yoluyla ilişki kurar.

10- Fiziksel temas kademelidir, dokunmaktan, kucağa almaya, dizlerinde oturtmaya, öpmeye vs.. aşama aşama geçer.

11- Zevk almayı pek çok yolla türevlendirebilir. Bazısına sadece çocuğa bakmak bile yeterlidir. Bazıları için, fotoğraf çekmek ya da elbiseleri çıkarılmış bir çocuğu seyretmek yeter. Yine de bazıları daha çok temasa ihtiyaç duyar.

12- Çocuklarla yalnız kalmanın birçok yolunu ve yerini bulur.

13- Her şeyden önce(ama her zaman değil) erkektir, erkeksidir, iyi eğitimlidir, ortalamanın üstünde dindardır, 30 lu yaşlarındadır ve çocuklara erişimlerini fazlaca sunan işler seçerler.

14- Çoğunlukla aile babasıdırlar, hiç bir sabıka kayıtları yoktur ve yakalandıktan, hüküm yedikten, hapiste yattıktan ve mahkeme kararı ile cinsel suçlu programına alındıktan sonra bile, çocuğu istismar ettiklerini reddederler.

15- Evlilik sıklıkla cinsel işlevsizlik nedeniyle sorun yaşar ve pedofilin gerçek tercihleri ve yaptıklarını gizlemek için bir paravandır.

16- Çoğunlukla, ama her zaman değil,kendileri de çocuklukta cinsel tacizin bir türünün kurbanıdır.Ancak bu durum tartışmalıdır. Böyle bilinmekle beraber son yıllarda bunun böyle olmadığını gösteren çalışmaların sayısı da artmaktadır.

17- Pedofilin çocuğu olmasa bile pedofilin evi, oyuncaklar, kitaplar, video oyunları, bilgisayarlar, bisikletler,dikiş öğrenme takımları, tekerlekli patenler, havuz, abur cubur- çocukları evine çekecek ve geri gelmelerini sağlayacak şeyler ile tam da çocukların istedikleri bir ortamdır.

18- Genellikle evdeki oyuncak çeşitleri , tercih edilen kurbanların yaşını yansıtmaktadır.

19- Kadın bir pedofil, çocuğu bir erkek pedofille çift olarak taciz eder, ve genellikle kendisi de kronik cinsel taciz kurbanıdır.

20- Bir pedofil bağımsız hareket edebilir veya internet ve diğer pedofiller için gruplar gibi bir organizasyonun parçası olabilir.

21- Bazı pedofiller, davranışlarının kriminel(suc), ahlaksız veya kabul edilmez olduğunu fark eder ve gizlilik içinde çalışır. Bazıları, yaptıkları hakkında oldukça açık ve militandırlar ve pedofilinin basın ve konuşma özgürlüğüne sığınarak normalizasyonunu savunurlar ve “nesiller arası samimiyet” gibi zararsız bir dil kullanmaya özen gösterirler.

22- Bir pedofil kendi kendine durmaz, ve normalleşmez. Çünkü davranışının sorumluluğunu almaz ve zarar verecek herhangi bir şey yaptığını inkar eder. Yakalanana dek istismara devam eder."


20091203

New Moon

Dünyada gişe rekorları kıran New Moon'dan bahsetmemek olmazdı. Üç erkek, 2 kız gittiğimiz hatta onları yalvararak götürdüğümüz film fena değildi, fakat daha çok aksiyon istiyoruz. Şimdiye kadar hiçbir serinin müdavimi olamadım. Alacakaranlık'ı da vakit geçirmek için evde izlemiştim. Bu ikinci film sanırım bir geçiş yapma niyetindeydi. Tek başına bir filmdi diyemem. Ama bir dahakini merak ettirmeye yetti. Kitaplarının çok daha detaylı olduğunu okuyorum. Umarım filmler de seriyi tam anlamıyla yansıtabilir. İlk yarısı çok yavaş, tamamen romantik ve hatta biraz sıkıcıydı diyebilirim. İkinci yarısı daha ilgi çekiciydi. Filmin finali bana sinemada kocaman bir kahkaha attırdı. Tam bir "teenage movie" finaliydi. Ama her şey bir yana karakterler çok güzel. Vampirlerin kültürü çok eskilere dayanıyor. Ayrıca bu bölümde ortaya çıkan kurtlar göz kamaştırıcı. Onları bol bol bir dahaki filmlerde görmek istiyoruz:)).. Zaten soluk benizli, buz gibi vampirleri, sıcak tenli, kaslı, güzel çehreli, esmer kurtlara kim tercih eder ki?..Ah budala Bella:))


Yeterlilik Üzerine

Yeterlilik duygusu..Neden bu kadar önemlidir bilmiyorum. Bunu çok önemseyen ruhlar toy mudur, yoksa bilge midir karar da veremiyorum. Bu duygu bazı konularda oldukça yüksektir. Hatta öyle hassaslaşabilir ki insan, dokunanı yakar. Evet, acımasızca canını, beynini, kalbini yakabilir. İnanılmaz pozitif başladığı bir an, başına yıkılabilir ufacık bir sözle..

Mesela sevgilisinin ona güzel olduğunu söylemeyi bıraktığı bir kadın, bu duyguyla donanabilir. Dolayısıyla saldırıya geçecektir. Biraz daha akıllıysa sevdiği adamın özgüveniyle oynayacaktır. Ya da basitçe onu aşağılayacak ve yetersizliği ona hissettirecektir. Nasıl güzel olmak kadına atfedilen bir şeyse o da erkeğe atfedilen her türlü özelliği silah olarak kullanacaktır. Hatta öyle alevlenecektir ki, o adamı başka kadına defedecektir. Diğer kadınlar kendinden daha az iyidir. Dolayısıyla en büyük ceza adamı daha az iyiye mahkum etmektir.

Ne yüksek bir egodur bu.. Belki de külliyen, konu saçmalıktır.. Sadece toy ruhlara özgü duygulardır belki. Ama şiddeti bile saygı duymaya yeter.

20091123

Her Bitter Çikolata Sert Değildir

Tamam tamam..Tabii ki buraya en hoşuma giden "forward" emailleri kopyalayıp yapıştırmaya devam etmeyeceğim. Sadece hoşuma gittiler ama hakikaten yazma yetisi kaybına uğradım. Sanki diyecek o kadar çok şeyim var ama yazamıyorum gibi. Hatta şu saniyeye kadar ne yazacağımı merak ederek bir şeyler tuşlayabildim. Ve dönüp bakıyorum da tam tamına "üç" satır bitmiş bile:)..



Bayram geliyor. Likör falan yapmadım, anneminkinden araklamayı planladım. Azcık da çikolata aldım. Geçen bayram bir sürü şekerleme almıştım ama iki ziyaretçimiz olunca geri kalan çikolataların hepsini biz yedik. (tamam tamam %95'ini ben yedim). Likörü de bayram sonrası gelen misafirlere, bitsin diye, zorla ve bolca içirdim. Geçen sene kurban bayramında tocam - o zamanlar sevgili nişanlım- bana bir koç almıştı. Ben de adını "Püskül" koymuştum. "Koç benim değil mi, istemezsem kestirmem" diye diretmeme rağmen kesilmişti.



Çok zordu...



:))) :P

20091120

ANNELER BİZE NE ÖĞRETTİ?


"Dualarin gücünü: Yat, kalk dua et ki baban müzik setinin bozuldugunu farketmedi..
Mantikli düsünmeyi: Ben öyle diyorsam öyledir!
Ileri görüslülügü: Çikmadan önce temiz bir çamasir giy. Yolda Allah korusun basina bir sey gelir, kirli çamasirla etrafa rezil olursun.
Trajikomikligi: Sen daha gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem.
Çeliskileri: Kapa çeneni çorbani iç!!
Dayanikliligi: O ispanak bitene kadar sofradan kalmak YOK
Meteorolojiyi: Su daginikliga bak.. Yabanci biri görse, odadan kasirga geçmis sanir.
Abartmayi: Sana 500 bin defa söyledim, kirli ayakkabilarinla içeri girme diye..
Korkmayi: Dinleme bakalim anne sözü dinleme! Kafana meteor düsecek kenara çekil diye bagirsam, onu bile dinlemezsin di mi?
Kiskanmayi: Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bir aileye sahip olmayan, kaç milyon çocuk var biliyormusun?
Sabirli olmayi: Baban eve gelsin sen görürüsün..
Diyalog kurmayi: Sana bir sey sordugumda cevap ver! Ne söyleyeyim anne? Sus!! Bana cevap verme!!
Tıp bilgilerini: Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalivereceksinn
Olgunlugu: Bu tabagin hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin
Genetigi: Bütün kötü huylarin babana çekti..
Bilgeligi: Benim yasima gel de anlarsin o zaman..

Ve, adaleti: Birgün senin de çocuklarin olacak.. Insallah onlar da sana simdi bana yaptiklarini yaparlar.. "

20091107

Güzel Bir Hikaye...


"Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark eden yazar yorum yapmaktan kendini alamaz; 'Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!' Adam bunun üzerine;'Yanlış kadınla evlendim de ondan!' diye karşılık verir.Ziglar bu anıyı aktardıktan sonra şöyle sorar; 'Peki ya bu adam doğru adam mı? Yani kadın doğru adamla mı evlenmiş? Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olmaz mısınız? Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanı z yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir çünkü. Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır!'


Yazar kitabında şu öyküyü anlatır..'Yıllar önce Hawai'de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır. Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir.ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır.Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!!..O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır.Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny'i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir. İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği, cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johnny'nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler.'Yazar işin püf noktasını şöyle özetler; 'Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi.'Bu hep böyle olmaktadır; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir. Aslında 'doğru adam', 'doğru kadını' inşa eder, 'doğru kadın' da 'doğru adamı'..."

20091106

Ve üzülmek için çaldın mı bir kış şarkısı?..

Canım bir türlü yazmak istemedi. En başta zorladım kendimi ama sonra rahat bırakmaya karar verdim. Bir sürü konu vardı aklımda ve birçoğunu da unuttum. En çok dağdan inenlere ve sırtından vurulmuş memlekete kızdım, kudurdum. Şehit yakınları için gözyaşı döktüm. Uzun süre kaldırmamak üzere al bayrak astım evin camına, sırf rengim belli olsun diye. Bir iki film izledim. Gerard Butler bile olsa içinde içmden yazmak gelmedi ama beğendim. Hamama gittim bi güzel yundum yıkandım. Hiç kitap okumadım. "Mesnevi" öyle duruyor vitrinde, en fazla 6. ya da 7. sayfasında kağıt sıkıştırılmış vaziyette.

Ah bir de evet mevsim geçişi var tabi. En çok da kışa geçerken zorlanıyorum sanırım. Soğuk bir de.. Evim çok soğuk ve daha da soğuk olacak:)..Ankara kışı çoktan ilan etti. Bir adet ısıtıcı, bir adet elektrikli radyatör ve bolca da doğalgaz ile evin bütçesini batırmaya tamamen hazırım!..İçinde ısınacak bir eve ve bir de kalbe sahip olduğum için şükretmeden edemiyorum.

Yok yok romantikleşmedim, depresif de değilim, sadece kış durgunluğu bu!

20091005

Nişan Enivörsıri ve Yoksun İşlemeci


Biz nişanlanalı tam bir yıl olmuş. Zaman nasıl da geçmiş demekten ziyade, sanki bu arada olan biten her şey bir masal gibi hayal gibi gözüküyor şimdi bana. Aklımda sadece ana sahneler var. Gerisi pek kalmamış. Zaten nişanlılık dönemimizde inanılmaz bir performans göstermiştim. Dört ay boyunca hem çok yoğun bir işi, hem akşamları master dersleri ve sınavlarını,hem de evlilik hazırlıklarını becermiş, etraftan alkış toplamış, kendim; kendime inanamamıştım. O günlere geri dönmek ister misin diye sorsalar; cevabım kocaman ve kararlı bir HAYIR! olurdu. Zaten hatırlıyorum, balayını geçireceğimiz otele gittiğimizde vücudumdan kızgın demiri soğuk suya batırmışcasına "cosssslamalar" çıkıyordu. Sonrasında üç ay yine yorucu geçti. İşi terkettikten sonra, güzel güzel okulu da bitirdim ve 5 aydır dingin,sakin bir hayat sürüyorum. E benim gibisine o da batıyor tabi. Memnuniyetsizler klanından geldiğim için bir duramamazlık, bir yarın ölürsem kimse heykelimi dikmez,resmimi yapmaz kaygısı mıdır nedir içimdeki, kendi kendime zarar ziyan yaratmaya çalışıyorum..Son bir haftadır eve taktım. Gelen hediyeler, birbiriyle uyumsuz bazı aksesuarlar derken her şeyi bir yerlere koymuş, dişi kuş gibi ne bulursam yuvama getirmiştim.Şimdi onlara bir ambiyans yaratma telaşına girdim.Bir de kendi kendime uydurma el işi (craft) çalışmaları yapıyorum.En çok da ona gülüyorum. Kolonya şişemden sonra bende bir motivasyondur ki sormayın.Tabi ne malzeme var ne bir şey.Benimki "gariban craftı".Şu an parmak uçlarımda japon yapıştırıcısı ile sizlere sesleniyorum.Bu aralar biraz dinginim. Kabuğumu kırmaya çalışıyorum.

20091002

AKTÖRLERİ TANIYALIM

Uçan, söz değil de yazı olsaydı daha da çok şey yazardım:)) ;

Gerard Butler; Hayranlarını "Attila"da süründürmüş, "300 Spartan"da öldürmüş erkektir. "Yahu bu adam hem Akrep burcu, hem Attila, hem de Leonidas,bu mümkün olamaz.Eğer bu gerçekse neden beni kolumdan, hatta hayır direk saçlarımdan tutup kraliçesi yapmıyor?" serzenişlerine neden olmuş kişidir.

Hugh Jackman ise ; "Madem Wolverine yaralarını kendi kendine iyileştiriyor, belki Hugh da gelip şurama bir baksa yardımı dokunurdu" dedirten, özellikle ilk resminin çekildiği günkü pozlarında, hem denizden çıkmış ve ıslak oluşu,hem çocuklarıyla plajda beraber verdiği görüntüler, hem de hayret verici fiziği ile kadınların"Islaklık,babalık ve kaslılık" üçlemesini aynı anda sağlayan kişidir.

20090926

Uyumuyorum


Uyumuyorum..Hayır kesinlikle uyumuyorum. Resmen kendime inat,vücudumu dinlendirmiyorum. Hırsından,inatçılığından kırmızı rugan pabuçlarıyla kapıları tekmeleyen bir kız çocuğu gibi ben de bile bile bu eziyeti kendime işte böyle göstere göstere yapıyorum bugün..Dün makul bir saatte girdim yatağa.Adet oldu bir 15 dakikamı nette geçiriyorum uykuya dalmadan.Bilgisayarı benim tarafımdaki halının üzerine kapalıymış edası verecek şekilde koyuyorum, yaklaşık 5 dakika pusuda bekliyorum. Bakıyorum gardiyanım uyudu, hemen hızlı bir hamleyle onu alıp başlıyorum gezinmeye. Biraz sonra da elimden bırakıp sarılıyorum gardiyana..Ama dün bloguma başlık resmi yapacağım diye uğraşasım geldi..Ve bu azim saat sabah 5'e, ta ki sevimli ama dev gardiyan uyanıp "sen napıyorsun?,sakın bana daha yatmadım deme, bloguna da başlarım çabuk yat" demesine kadar sürdü. Yaklaşık iki dakika kadar gözlerimi kapatıp bekledim. Heyecanla açtım..Baktım iki adet kızgın göz bana bakıyor, bir şeye yeltenemedim ve uyuyakaldım.Bir saat sonra uyandım,giyindim,terminale gittim.İzmir'den Ankara'ya yolu düşen kadim dostu aldım eve getirdim.Dışarı çıktık, vedalaştık eve döndüm.Yaptığım resmi beğenmedim,sildim. Saat bu sefer de akşamın beşi oldu.Ama hala uyumuyorum....
Hallelujah!!! Şimdi kapı çaldı kızlardan biri geldi çat kapı oley uyumayacağım demiştim işte!!

20090924

KOLONYA ŞİŞESİ


Bayram öncesi yana yakıla kolonya şişesi aradım durdum.Şık bir şişe için, bildiğim tüm cam ürünleri satan yerleri gezmeme rağmen bulamadım.Demek ki artık bu tür bir talep gelmiyor üreticilere.Oysa benim küçüklüğümde ne kadar da çoktu.Ben de bu işi kendi kendime halletmeye karar verince ortaya resimdeki gibi bir kolonya şişesi çıktı:).Bu eski şişe,içinde kolonyayla beraber satılanlardan.Yaklaşık 35 yıllıkmış.Benim de bir kaç craft sitesinde gördüğüm üzere, birçok insan şişe süslemeyi kendine hobi bile edinmiş.Tocamın evlenme teklif ederken verdiği yüzüğün kutusunun kordelası, karın kısmında kuş tüyleri olan bluzdan koparılmış bir adet tüy ve taşları düşüp duran bileziğimden kopmuş bir adet taştan oluşmuş şişemi herkes beğendi. İnsanlar neler neler yapıyor resmen hayrete düştüm.

GEÇMİŞ,BİTMİŞ,İZ YAPMIŞ


Geçmişin insanı bırakmayacağına inanmıyorum.Ama tam tersi, her zaman mevcuttur. Belki de insan yaradılışı gereği zaten böyle bir varlık ve buna direnmek de anlamsız.Kodlarımızda yüklü ataların tüm tarihleri.Organ transferinde bile donörün dnasındaki kodlar da geçmiyor mu bağışı alana? İlginç ilginç olaylar yaşanabiliyor sonra da. Geçmişi bu kadar güzel kılabilen sanırım adı üzerinde "geçmiş olması"..Geçmiş artık "ulaşamazsın" "bitti gitti" izlenimi vermesi.

Eskilerden bir dostla konuştuğunda neden acır ki insanın içi? Aslında benim bu zamanlarda geçirdiğim iç bayılmaları yaşanan safsatalar yüzünden değil de, insanlara sıkı sıkı sahip olamamaktan kaynaklanır çoğunlukla.Yani boş vermiş unutmuş gitmişim, ne aramış ne sormuşum sonra da herkes benim olsun istiyorum.Neyse bunlar çok da vahim değil ama en berbatı en sevdiklerinin geçmişlerini silememek.O anıları ve insanları, hem sevdiklerinin hem de onlarla şu ana kadar iletişime geçmiş herkesin zihninden yok edememek.İnsan beyni aynı bilgisayar gibi; asla bir şeyi silemezsin.Karanlık ve puslu bir akşamda ; üzerinde beyaz önlüğü, gözünde kavanoz dibi gözlükleri,saçları uzun ama dik dik ve elinde sahneyle alakasız bulsam da bir kaynak tabancası bulunan bir bilgisayar kurdu çocuk bana şöyle demişti;"Boşuna uğraşma, bilgisayardan asla bir bilgiyi silemezsin, sadece onları saklamış olursun AHA Ha HA HA!!!" ve soğuk bir rüzgar ensemden esmiş,tüylerim ürpermişti.

Yaşananlar olmasa bugün biz bugünkü gibi olmazdık.Bizler tarihlerimizin yavrularıyız. Taşıması güç bir ağırlık veriyor, ama öyle..Yine de en sevdiklerimi sahiplenmenizi sağlayacak her türlü bilgi ve anıyı beyinlerinizden silmek durumundayım.Kurallar, kuraldır.Bunun için üzgünüm.

20090916

Ha Gayret!

Uyandığımdan beri bir hüzün var bu sabah içimde. Aslında belirli bir nedeni de yok.Canım kocaman alışveriş merkezlerine, outlet mağazalara, hipermarketlere gitmek istiyor.Ama öyle Ankara'dakiler kesmeyecek sanki.Beni Amerika'dakiler falan paklar ancak.Hüzün ve alışveriş..Ne kadar kel alaka aslında değil mi?..Kendimde aslında son zamanlarda sezinlediğim bir şey bu.Sorun:Hüzün, Geçici çözüm; bir şeyler satın almak.Benim gibi kendisini sanki çocuğu gibi her an her saniye inceleyen, eleştiren,yorumlayan birinin gözünden kaçması zor bir durum aslında.Neyse ki önemli bir boyuta gelmeyecektir. Ama önemli olan hüznün kaynağı.İşte sorun da bu zaten.Beynimin bana türlü oyunları.Kaynak falan yok!.Kaynak benim, hep de bendim..Uff balık burcunun cilveleri miydi bu durum hep acaba?

Neyse..Bu arada dün Kadir Gecesi'ydi. Televizyonda bu gece ile ilgili bir program açık. Ben masa kuruyorum. Anlatan, beni bir an dikkat kesecek bir söz söylüyor.Tabii ibadetleri konu ederek söylüyor ama ben genele vuruyorum ve çok anlamlı geliyor; "İnsanı dinlendiren boş durmak değil, değişikliktir."Eureka !! neden daha önce akıl edememişim ki? Terk edip boş durma,değiştir!..Damn!

20090912

Kısa Kısa Tatil Kitaplarım

Yahu ne işim var benim polisiye romanların, öykülerin içinde?.. Hiç ilgim olan bir tür değil. Nerden sarmalandım bu hikayelere hatırlıyorum aslında. Yıl 2006, bir yaz tatili yine. Elime Ahmet Ümit'in Kavim'i geçmiş. Burun kıvırıyorum, ismini beğenmiyorum kitabın. Kitap isimlerinin bende uyandırdığı hissiyata göre kitap seçiyorum yine.Budala çocuk!. Yapacak bir şey yok, havuz kenarındayım, şehirden 30 km uzaktayım; okuyorum kitabı..Yahu 3 saatte bitiveriyor. Okumuyorum, adeta kulaklarımdan,burnumdan ve ağzımdan içeri kaçıyor bu adamın cümleleri.Dili kullanışına hayranım senin be yazar. Bu kitaptaki öyküler çok hoşuma gitti.Zaten 2004'te TRT için hazırlanmış, 13 bölümlük, kitapla aynı adlı dizide izlemişiz Nevzat komiserle Ali'nin hikayelerini.Kimbilir ben ne izliyordum o sıra?

Haşmet Babaoğlu..Köşe Yazarı, Sosyolog, Gazeteci, Spor Yorumcusu(!)..Aslında bunlar pek de ilgimi çekmiyor. Ama denemeleri oldukça etkileyiciydi. Belki etrafta herkesin dediği klişe bir laf ama hakikaten Ahmet Altan'dan aldığım tada benzer bir güzelliği var bu öykülerin. Her şeyden önemlisi de bu aşk öykülerini yazabilmek, ince bir zeka gerektirir. Sadece dili iyi kullanmak ve yaratıcı olmak değil, olayların gerçek yüzlerini kavrayıp yansıtma gereği duymak gerekir bunları yazmak için. Herhangi aşk öyküleri değildi bunlar, sadece akıllıların görebildiği (!) türden çıkarımlardı.

Sinan Akyüz'ü ilk defa okudum. Terminalde otobüs kalkmadan hızlıca elime geçen bu kitabı satın aldım ve otobüs yarı yola gelmeden de bitmişti. Eyes Wide Shut filminden esinlenerek konuya giriş yapılan bu kitap çiftlerin birbirlerine ne kadar da dürüst olmadıklarına vurgu yapmaya çalışmış.Ama gerçekten üzgünüm ki anlatımı çok tıkanık buldum. Belki yazar oyun yazsa daha başarılı olabilir.Çünkü "adam kalktı,kadına döndü, eliyle yüzünü sıvazladı, derin bir nefes aldı, içi titredi..." gibi bitmeyen satırlar resmen içimde sıkıştı kaldı. Ayrıca bir önceki kitapta en övdüğüm şey, ince zeka, burada eksikliği en çok hissedilen taraf olmuş. Belki bir yerlerde birilerine hitap edebilir.Ama o ben değilim.



Tuna Kiremitçi'ye benden ayakta bir alkış.. Bu kadar genç olup da böylesine bir tok üsluba sahip olmak sanırım herkesin harcı olamaz. İnsan o cümleleri; sakalları yarı ağarmış, alnında yaşadığı aşkların, hırpalanmışlıkların, cezaların ve tüm tecrübelerin kırışıkları olan, geç yaşlarında saygı kazanmış, yazarlardan okumaya alışınca gördüklerine inanamıyor doğrusu. Hikaye enfes. Anlatım çok akıcı. Herkesin yüreğine dokunacak ayrıntılar ustalıkla içlere serpilmiş. Tadı damağımda kaldı Rosella ve Pelin'in öyküsü. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumaya niyetliyim.


Hande Altaylı'yı türünde başarılı buluyorum.Anlatımı oldukça sade.Herkesin okuyabileceği türden yazıyor. Aşka Şeytan Karışır'ını da okumuştum yıllar önce.Okuyucuyu meraklandırıyor. Bu nedenle kitapları bir çırpıda bitiveriyor. İki kitapta da esas karakterlerin isimlerinin Aslı oluşu dikkatimi çekti. Belki bir süre sonra bu kitabın da konusunu hatırlamayacağım.Ama sanırım zaten yazarın da böyle bir kaygısı yok. Kitaplarından kaygısız olduğunu seziyorum. Bu da rahatlatıcı bir durum; ben de içerik,anlatım,konu,akıcılık diye söylenmeye başlamıyorum dolayısıyla.

AŞK



Aşkın en sevdiğim yanı; aptallık tarafı..Beynin, bedenin, ruhun arıza görmesi, arızasından haz duyması.. Aşk; açık sistem olan insanın kapalıya dönmesi, entropiye sürüklenirken yine de yaşaması, asla ölmeyeceğinden emin olması..Ve o ana kadar bildiği,öğrendiği her şeyi reddetmesi. Bu asaleti göstermesi. Aptallıktan utanmaması, hatta üzerine çok da yakıştırması...

20090911

EVİMİZDE İLK BAYRAM


Ben doğduğumdan beri yazları Çınarcık’a gidiyorum. Daha önce adını duymamışlar için Yalova’ya bağlı bir sahil ilçesi olduğunu belirtmeliyim. Eski adı Kio. Ecnebi dönemlerine dayanan bu ad “temiz hava” demek. Takdir edersiniz ki inanılmaz güzel bir havası var. Upuzun ve düz bir sahil şeridine sahip oluşu da akşam dondurma yürüyüşlerini ve çul-çaput alışverişlerini keyifli kılıyor. Denizine gelince; az tuzlu oluşuna bayılıyorum.Benim gibi denizde, işi diplerde olan biri için çok avantajlı. Ama gel gelelim temiz değil. Yani aslında kendim için yakınmıyorum. Doğduğumdan beri deniz anaları ile kardeş gibiyim. Ellerinde büyüdüm. Ama tatilini Ege’de, Akdeniz’de yapmaya alışmış insanlar için sıkıntılı oluyor. Onların sıkıntıları da bana eğlence-gülmece:)…Velhasıl kelam geçen hafta oradaydım. İnanılmaz dinlendim, 5 kitap okudum. Kitapları da yazacağım hatta. Ama ne olursa olsun evimi de özlemişim tabii. O da beni özlemiş, muhtaç kalmış. Emsiz* şey nolcak. Geldiğimden beri bir toparlayamadım.


Bu Ramazan benim mutfak kültürüme de katkıda bulundu. Değişik yemekler öğrettim kendime.Bugün de bayram için şekerlemeler aldım. Sonuçta küçük ve yeni evli de olsak bizim de ziyaretçilerimiz olacak.Bir de geçen hafta likör yaptım.

Demlenmede şu an :). Umarım lezzetli olmuştur. Küçüklüğümden beri Çınarcık’ta Ermeni dostlarımızla aramızda likör tarifleri alınır verilirdi.Ne olduğunu bile anlamazdım.İnanamıyorum büyüdüğüme ve bu bayramda benim de bir evim olduğuna. Tabi biraz geç kaldığım için

kahve likörü tarifi bulup onu yaptım. Yoksa diğer meyve likörlerinin bekleme süresi birkaç ay sürüyor. Şimdi burada kendi eklemelerimle kahve likörü tarifimi vereyim istiyorum;


2 Bardak su

2 Bardak süt

6 Yemek kaşığı kahve

2 Bardak şeker

2 Paket Şekerli Vanilin

35 cl Votka


Vanilin ve Votka dışındaki malzemeleri bir tencerede kaynatıyorsunuz. Kaynadıktan sonra Vanilin’i de ekleyip karıştırıyorsunuz. Daha sonra dinlenmeye bırakıyorsunuz. Ilıdıktan sonra da votkayı ekleyip ağzı kapalı ve tercihen cam bir kapta en az 2 hafta buzdolabında bekletiyorsunuz. Hemen de içilebilir fakat aroması oturmuş olmaz. (Yanında servis etmek için en sevdiğim karamel dolgulu çikolatalardan aldım.)


* Emsiz; 1. Beceriksiz. 2. Dertsiz, kedersiz, vurdumduymaz, savsak demektir. Bolu civarında “Emsüz” şeklinde ve özellikle son hecesi vurgulanarak ve nefretle telaffuz edilir. Pink Princess ile inanılmaz derecede alay konusu yaptığımız kelimedir.

20090826

EDEN LAKE / Kan Gölü




Pazar günü sinemaya gitme isteğiyle uyanmıştım.Biz de öğlen kalktık Eden Lake'i izlemeye gittik. Adet oldu bende; filme gitmeden yorumları mutlaka okuyorum. Kritikler genelde de olumlu olunca hadi izleyelim dedik. Konusunu özet geçmek gerekirse; Haftasonu için sevgilisine romantik bir sürpriz yapmak isteyen bir İngiliz şehirli beyefendisi, taşrada bulunan Eden Gölü kenarında kamp planlamıştır.(Gölün isminin Eden olmasını da ironik buldum doğrusu:). Fakat bu güzel plan birkaç küçük taşra serserisi tarafından cehenneme dönüşecektir.Filmin ana fikrinde "nasıl çocuklar yetiştirirsek ve çocuklarımıza nasıl model olursak, o tip gençler yaratırız." yatıyor.Fakat konu çok derin irdelenmemiş, daha çok sahnelere odaklanılmış.Kısaca film öğretici olmak kaygısında gözükmüyor; korku-gerilim türünün hakkı verilmek istenmiş. Başrolleri Kelly Reilly ve 300 Spartalı'da Stelios olarak tanıdığım Michael Fassbender paylaşıyor.(Gerard Butler'a selam olsun:)).Özellikle filmin tümündeki oyunculuk övgülerine çokca rastlıyorum.Ayrıca İngiliz aksanıyla film izlemeye de bayılıyorum. Oyuncularını bilyon kere farklı karakterlerde izlediğim filmler sıkmıştı,bu yüzden su gibi geldi bu film diyebilirim.Gerçekten sinir bozucu bir senaryosu var.Bir sahnesinde "Yok artık" diye bağırdığımı hatırlıyorum:). Final sahnesini, konusuna oldukça dokundurucu ve başarılı buldum.Genel kurgusu çok hoş bir film olmuş.Özellikle sevgiliyle izlenmesini tavsiye ederim.

20090824

HOŞGELDİN RAMAZAN




Evet,sonunda nefislerimizi ehlileştirme ayı, Ramazan geldi bu sene de. Ve bu sene de , bu günlere erdik demektir bu. Sanki dünya daha üstün bir mekan oluyor bu ayda. Toy ruhlarımız irili ya da ufaklı adımlar atıyor doygunluğa doğru.Açım, ama sanki daha akıllıyım. Açım ve sanki daha istekliyim, özellikle de bugün.Ancak vücutsal,zihinsel direncim kırılıyor sanırım 4 günde. Biraz önce geldim de eve,sanki ayrıntıları daha iyi farkedebiliyorum gibi hissettim bugün.Canım bunun üzerine yazmak istedi.Apar topar açtım bilgisayarı.Dünyevi keyiflerden mahrum kalmak insanın algılarını geliştiriyor orası bariz.Ne kadar dünyevi heveslerimiz varsa (dikkatinizi çekerim bu tamlama "gereksiz hevesler" demek değildir.) o kadar bağlanıyoruz bu gezegene.Herkes dengeli yaşamak diye bangır bangır bağırıyor etrafta.Ruhumuzu da vücudumuzu da dengeli doyuralım!..Öleceğini bu kadar iyi bilen tek canlı biziz sanırsam. Ve bu yüzden hayranım insan olmaya. Öleceğini bilmek ve bu kadar da yaşam hevesleri taşıyabilmek, ancak insana yakışırdı.İnsan taşıyabilirdi böyle bir erdemi sadece .

Aslında daha sınav yeni başlıyor..Bundan sayısı çok da olmayan aylar önce, naralar atıyordum; "Amman çok sayın effendimm, ölmek dediğiniz şey nedir ki! adeta bir düğündür. Hiç anlamıyorum ölmek korkusu dedikleri hissiyatıı, insan neden kalıcılık varken geçiciliği daha çok sever ki?!" Ahahah..Küçük budala seni..Neyin vardı ki,ondan nasıl da kolayca vazgeçebildiğinin havasını atıyordun?. Bak şimdi sen de bir aile oldun ve aman ölüp de gitmeyeyim diye nasıl da takıyorsun hemencecik emniyet kemerini söyle bakalımmm?..Ahh bir de üre bakalım..Üre de o zaman gör dünyeviyatı sen..
Evet asıl sınav daha yeni başlıyor aslında...Hayırlı Ramazanlar!

20090807

Nasıl anlatsam,nerden başlasam?







Geçtiğimiz bir hafta boyunca Bodrum'daydım.Çok küçük yaşlarımda hayal gibi hatırladığım seferi saymazsak ilk gidişimdi denebilir.Bu tatilimizde dinlenmeyi aklımızda tuta tuta ben ve eşim nam-ı diğer iki kafadar koyulduk yola.Malum Bodrum yolu bu, git git bitmiyor.Yaklaştıkça hava nemleniyor; bulutlar, karalar, bunaltılar, kuraklıklar seyreliyor.Yola çıkmadan bir gün önce ayarladığımız, Bodrum'a gelince otellerin doluluğunu görüp ne kadar da "ballı" olduğumuzu anladığımız otelimize, Forever Club'a yerleşiyoruz.Hatta bu gerçeği farkedemeyen biz, bir de odamız yarı deniz manzaralı diye hayıflanıp danışmadaki arkadaşa değiştirmesi için türlü şirinlikler yapıyoruz...

Ohhh Bodrum,ne güzel bir yermişsin sen öyle.Durmuyorsun,sürekli koşuyorsun,zıplıyorsun,oynuyorsun sanki..

Her türlü tatil anlayışındaki misafirini doyuracak usta bir hancı sanki bu Bodrum.Biz de dinlenme niyeti ile çıktığımız tatilimizi saptırmadan ufak tefek de olsa faaliyetlerde bulunduk.Bir kere otelimizi beğendik.İçmeler mevkiinde,yani şehrin göbeğinde,denize sıfır, beş yıldızlı, her şey dahil bir oteldi.Buraya kadarı klasik zaten. Ama şaşırtıcı olan kısmı yemeklerinin lezzetiydi. Sanki mutfaklarında onlarca anne çalışıyormuş tadında yemekleri vardı.Deniz,havuz ve akşamları otel dışı aktiviteler planlayan herkese tavsiye ediyorum.Biz bir günümüzü de Dedeman Aqua Park'ta geçirdik.Giriş ücreti bence tuzluydu,ayrıca içerideki yiyecek ve içecekler de oldukça pahalıydı.Gidecekler varsa hazırlıklı olsun.

Bodrum'a gidip de Antik Tiyatro'da konser izlememek olmazdı sanırım.Biz de Sertab Erener'i dinledik.Devleşti de devleşti küçük kadın. Roller Coster'dan aşağı düşer gibi heyecanlandırdı bacaklarıma kadar, Aşk'ı söylerken..

Sonra ünlü Catamaran Marine Club'a gittik. 1500 kişi kapasiteli bir yüzer disko. Gece 01:00'de Bodrum Kalesi yakınından hareket edip belli koyları dolaşarak sabaha karşı geri dönüyor.Bu süre zarfında gemiyi terk etmek isteyenler de ücretsiz olarak motorla -biraz da tıklım tıkış şekilde- kıyıya bırakılıyor.Dans pisti camdan olduğundan dansederken balıkları görüyorsunuz.Kız kıza gidilecek bir mekan değil. İnanılmaz canlı şovları var ki sanırım ününü de buradan alıyor. Her türlü cinsel tercihi olan kişilere hitap edecek bir şov ekibi mevcut.Böyle ilginç dansçıları hayatında ilk defa gören ben ve benim gibiler de dansetmek yerine ağzı açık şekilde gösterileri izliyor:) Ben çektiğim ayrıntısı az bir resmi koyuyorum gerisini de siz araştırın:))

Bunlar dışında yat gezilerini öneririm gerçekten keyifli geçiyor.Salı akşamları İbrahim Tatlıses,Cuma akşamları Ferhat Göçer, Pazarları Tan, haftanın birkaç günü Fatih Ürek gibi birçok ünlü Bodrum'da sahne alıyor. Biz sadece bir haftamız olduğu için bu kadar yormak istemedik kendimizi ama bir dahaki sefere mutlaka eğlenmeyi seven arkadaşlarla gitmeye kararlıyız.
Ben Bodrum'u çok sevdim.

20090722



"DEPRESYON NEDİR?


Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk
alamama durumu vardır. Ek olarak depresyondaki kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi her şeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemese de kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda her şeyin olumsuz taraflarını görür.


DEPRESYONUN BİLİŞSEL BİLEŞENLERİ NELERDİR?

1. Olumsuz üçlü:
Kişinin kendine, çevresine ve geleceğe yönelik olumsuz
değerlendirmelerde bulunması.
2. Olumsuz düşüncelerin otomatik olarak ortaya çıkması: Kişi daha önceden plan yapmadığı ve düşünmediği halde bu olumsuz düşünceler otomatik olarak ortaya çıkar.
3. Bilgi işlemede ve algılamada sistematik hataların olması:


4. İşlevsel olmayan şemalar : Bu işlevsel olmayan şemalar çocukluk döneminde başlayan ve yaşam boyu gelişen oldukça güçlü sayıtlılardır ." (http://www.depresyon.biz)


-Seçici Olarak Olumsuza Odaklanma ve Olumlu Şeyleri Gözden Kaçırma
-Olumsuz Olayları Abartma
-Olumlu Olayları Küçümseme
-Olumsuz Olaylardan Yola Çıkarak Aşırı Genellemelerde Bulunma
-Ya Hep Ya Hiç Tarzında Düşünme

-Olaylardan Keyfi ve Kendine Göre Çıkarsamalarda Bulunma

20090715

DR.90210

Gerek benim ilk gençliğime denk gelen dizilerden olsun, gerek medyadan olsun hemen hemen herkes Beverly Hills'in merkez posta kodunu bilir: 90210..Bu rakamları ne zaman bir arada görsem içimde ufak bir heyecan uyanır. Dolayısıyla konuya hemen dikkat kesilirim. Birkaç haftadır da adı DR.90210 olan bir reality şov programını kanal E!'de izliyorum.Özet olarak Beverly Hills'de plastik cerrahi hizmeti sunan birkaç doktorun hayatlarını, müşterilerini ve ameliyatlarını konu alan bir program bu. Gerçek ameliyatları birebir görüntülüyorlar.Biraz Nip Tuck edası var fakat ondan daha da heyecan verici olan bu operasyonların gerçek olması.

Şovdaki doktorlardan en çok da ilgimi çeken Dr.Robert REY.Brezilya'nın en fakir semtlerinden birinde doğmuş, daha sonra bir aile tarafından Amerika'ya getirilmiş, üniversiteyi UCLA ve HARVARD gibi dünya lideri okullarda okumuş, savunma sanatlarına ilgi duyan, hatta ameliyata başlamadan birkaç hareket yapan, "güzel" kelimesini "beauttiffull" şekliyle hafif kırık ama o kadar da çekici brezilya ağzıyla söyleyip duran bir doktor Robert Rey. 2 Tane çocuğu ve zengin bir yaşamı var. Eşi sürekli onun çok çalışmasından yakınıp duruyor ama oldukça pahalı zevklere de sahip.Sürekli annesini eve çağırıyor ve bazen Robert'ı biraz dışlanmış ve sadece para kazanmaya yarayan bir robot gibi hissettirebiliyor. Bu karakterin bu kadar ilgimi çekmesinin nedeni; travmalarla dolu bir çocukluk ve gençlik geçirip kariyerinde oldukça iyi yerlere gelmiş olması ve hayata bu kadar pozitif bakabilmesi.Diğer doktorlarda bence bir numara yok ama Robert için izlemeye değer bir program:) http://www.eonline.com/

20090702

Ambulansa nasıl yol verilir?


Yıllar önce aşağıdaki yazı bana e-posta yoluyla ulaşmıştı ve ben de çok önemli bir bilgiyi edinmiş oldum.Bunu da kesinlikle paylaşmak istiyorum;

Dr. Tijen Acarkan'dan dinliyoruz:
"Bir süre ambulans doktorluğu yapmıştım. Öyle zordur ki içeride saniyelerle yarışırken, ambulans şoförünün yerinde duramadığını ve parmaklarının direksiyona geçtiğini görürsünüz.
Haklıdır çünkü biz sürekli "Daha çabuk daha çabuk" derken, öndeki araçlar bir türlü ilerleyemez ve şoför bir türlü sol şeritte olmasına rağmen yol alamaz.
Trafik karışır... Korna sesleri... Bir karmaşa... Ambulans sireni ve kriz...
Ambulans sol şeritten sirenle gelirken, kendi şeritlerinde olmadığı için sağ şeritteki arabalar gayet rahatlar. Oysa bu siren sağ şerittekiler için! Çünkü sağ şeritteki araba duracak, önünde yer açılacak ki soldaki arabalar bu boşluğa girip sol şeritteki ambulansa yol açsın. Yoksa sağ şerit yol vermeden ilerlemeye devam ederse soldaki arabalar nasıl yol versin ambulansa?”

Yıllardır bunu uyguluyorum ve çevremdekilere de uygulatmaya çalışıyorum.Ambulansı farkettiğimde sağ şeritteysem mutlaka duruyorum.Tahmin edeceğiniz gibi arka araçtaki şoför korna çalmaya başlıyor.Ama ne oluyor? Ben duruyorum ve onlar da gidemiyor. Sonuçta sol şerit önümdeki boşluğa yerleşmeye başlıyor. Bu durumlarda arkada bulunan sayın şoför,umarım bu yazıyı bir gün okursun, akıllanırsın,zeka pırıltıları saçarsın..

Benimle TÜRKÇE Konuş



Bu aralar bu konu hakkında internette, yazılı basında, okul panolarında vs. güzel çalışmalar görmeye başladım.Yıllar boyu yüreğimizde büyüttüğümüz üzüntümüz artık bu yollarla dilleniyor. Kendi dilini doğru yazıp konuşamayan toplumların kültürlerini zamanla kaybedeceğine inanıyorum.Elimden geldiğince doğru olanı kullanmaya yıllardır özen gösteriyorum.Bu özeni gösteren insanlara da hayranlık duyuyorum. İster istemez yabancı sözcükleri kullansak da en azından bu sözcüklerin Türkçe olanlarından daha iyi vurgu yapmada kullanmanın etkisiz hale geldiğinin artık farkında olalım.Bir de benim için sıkıştığım anlarda yol gösterici olan Türk Dil Kurumu'nun web sayfasına bir göz atmanızı şiddetle tavsiye ederim; http://www.tdk.gov.tr/.

20090617

Duvar Dekoru-Vinyl Wall Sticker


Beni yakından tanıyanlar çıkartmalara olan düşkünlüğümü bilirler. Bu düşkünlüğüm duvar dekorasyonuna olan ilgim ile birleşince ortaya resimdeki gibi bir çalışma çıktı. Nasıl canlandırmam gerektiğini düşündüğüm büyük bir duvarım vardı ve gelenlerin "yine mi çıkartma?" serzenişlerine maruz kalmamak için duvar çıkartmalarından uzak duruyordum.Ayrıca incelediğim kadarı ile de çok da ağır durmuyorlardı ve aksine sadece çocuk odalarına yakışabilir olduğunu düşünmüştüm.Ama bu Vinyl Wall Sticker'lar farklı.Hem diğerlerine göre fiyatları daha uygun, hem de gayet şık duruyor.Süete yakın bir dokuları var.Ben bunları Cepa-Bauhauss'dan aldım ama internette binbir çeşit satışı sözkonusu.Googlelayarak rahatlıkla bulabilirsiniz.Bazılarının uygulaması çok kolayken bazıları da benimki gibi teker teker yapıştırmanız gereken minik parçalardan oluşuyor.Sadece biraz sabır..Sonuç insanı gerçekten memnun ediyor.Tavsiye ederim:)

20090615

NE GÜZEL KIZSIN SEN AMASTRİS!


Fatih Sultan Mehmet Amasra'yı görür ve sorar; "Lala, lala Çeşm-i Cihan bu mu ola?"
-Cevap veriyorum; "Evet evet evet! Dünyanın gözbebeği burası, Amasra.."

Dört gündür Amasra'daydık.İlk defa gittim ve gerçekten çok beğendim.Gitmeden önce tek beklentim Ankara'ya yakın ve kafa dinleyecek bir yer bulmaktı karşımda.Fakat gördüğüm manzara beni hayrete düşürdü.İnanılmaz bir doğa harikası bu Amasra.Öyle pek de el değmemiş bir mekan,cennetten bir parça sanki.Beş yıldızlı oteller falan yok.Biz en lüks olanlarından birinde kişi başı 50TL'ye kaldık ve o da üç yıldızlıydı.Ama odamızın camlarında mükemmel bir manzara vardı.Burası öyle büyülü bir yer ki en ucuz pansiyonu bile her yerde bulmanın imkansız olduğu bir güzelliğe bakıyor.
Yirmi altı çeşitten fazla malzemenin konulduğu Amasra Salatası,rakı ve balık mutfağının en ünlü ikramlarından.Gittiğimiz her yerde alkol servisi vardı ve mevsimi bile olmamasına rağmen hayatımda yediğim en güzel balıklar buradaydı."Mustafa Amca'nın Yeri "adlı balık restoranını mutlaka tavsiye ediyorum.
Her yerde denize girilebiliyor fakat Amasra'dan Çakraz'a giderken Bozköy Plajı'nda insan kendini gerçekten doğanın parçası hissediyor.Burası hem tenha, hem de ormanla iç içe bir plaj,mutlaka buraya da gidilmeli.
Amasra'dan Bartın yoluna girdiğinizde birkaç km sonra sağda "Bakacak Aile Çay Bahçesi"ni göreceksiniz. Burada enfes bir manzara karşısında mangal yakabilirsiniz. Tabii tüm malzemeleri yanınızda getirmeyi unutmayın.Burada mangal,tabaklar,bardaklar,çatal-bıçaklar,salatanız için sirke,limon,yağ size veriliyor.Gerisi tamamen size ait.
Küçük bir yer olmasına karşın kendisine yetecek kadar gece eğlencesini barındıran bir yer burası. Bizim şansımıza Bora Gencer, Han Bar denen mekana gelmişti ve biz de Cumartesi gecemizi burada geçirdik.Canlı performansının çok iyi olduğunu söyleyebilirim ve konuşmalarından da anladığım kadarıyla sık sık burada sahne alıyormuş.
Amasra halkının Barış Akarsu'ya bağlılığından bahsetmeden edemeyeceğim. Yıllar önce bir müzik yarışmasında birinci olan ve genç yaşında göçüp giden hemşehrilerinin yüzlerce resmini dört bir köşede görünce şaşıracaksınız.Kayıp taze olmamasına rağmen her yerde onunla ilgili bir yazı,bir resim mevcut. Adına bir heykel bile dikilmiş. Evet,Barış kariyerinin başındaydı ve iyi işler yapmaya başlamıştı.Elektriğinin çok olumlu olduğu, katıldığı yarışmada bile belli oluyordu ki zaten halk onu birinci seçti. Biz buralarda henüz fazla yankı duymuyorken Amasra halkı gurur kaynağı olarak seçmiş gözüküyor kendisini. Ve dilerim ki devam eden bu ilgi, Amasra'nın tanıtımı için kullanılan bir yol halini
almış olmasın(..)
Ankara'dan yaklaşık 3 saat mesafede bulunan, ismini bir Pers prensesi olan Amastris'den alan bu cennet parçası; premature turizmiyle, güzel şiveli yerlisiyle,iç gıcıklayıcı iklimiye benden bir 10 puan alıyor..Gitme fırsatı yaratmada ısrarcı olmanız dileklerimle..

20090608

Kariyerli, Bebekli, Jartiyerli, Gri Kadınlar


Geçenlerde kadim dostum (aka) knock knock ile oturmuş güzel bir beyinler ziyafeti çekiyorduk.Tabii biraz daha büyümenin etkisiyle artık sohbetlerimizde kahkahalar uçuşup duruyor.Yani üniversite yıllarındaki dünyayı anlama ciddi çabası yerini değişik bir dinginliğe ve bilgeliğe de bırakmış tabi.Malum ikimiz de yeni evliyiz ve toplum bize bebek yapma zamanımız için "modern ve özgürlükçü" davranıyor henüz.Bizi salıveriyor, teneffüs etsin birazcık çocuklar edası ile henüz baskılarına başlamıyor.Biz de özgürlüğün verdiği huzurla bebeklemek mi bebeklememek mi sorusuna cevap arıyoruz oturmuş.Bir önceki posttaki reklam konu oluveriyor birden.Aslına bakarsanız bebek sahibi olmayı konuşurken knock knock birden hayır önce bir kariyeri toparlamak lazım diyor.Ben de her zamanki gelenekselliğimle "bebek kısmeti ile gelir" edalı cevaplar veriyorum tabi.Ama merak ediyorum ve irdeleyince ortaya çıkıyor ki sevgili dostum bu korunan kadin reklamlarından öyle endişeye kapılmış ki bebek sahibi olmanın bir anda reklamdaki gibi dünyayı gri hale getireceği duygusunu yaşıyor.Tabii dakikalarca güldük.Hatta bebek sahibi olmayı düşünenlerin cinsiyeti belirlemesi için hazırlanmış çok eski ve fakat bilimsellik kazanmamış bir Çin takviminden de söz etti.Googlelayarak buldum buraya da koymak istedim ama dediğim gibi bilimsel bir temele dayanmamakla birlikte bulduğum takvimin yıllar önce hazırlanmış aslı ile uyuşup uyuşmadığı konusunda da bilgim yok.Sadece Knock Knock'ın annesinin iki denemesinde de toplamda %100 başarıya ulaştığı bir rassal sonuç var elimizde:) Takvime buradan ulaşabilirsiniz.

Bu kariyer meselesi,bu bebek meselesi, bu jartiyer meselesi..Üniversite yıllarımızda kariyer de yaparız bebek de sloganlarının yeni ve sosyal bir dayatma olduğunu destekleyen sohbetlerimiz dün gibi,bugün gibi.Toplumun kadının omuzlarına bu kadar binmeye çalışması belki de kadının "özgürüm,kariyerliyim" sanıları içinde, yine ve hala, modern çağ uyarlaması bir dil ile afyonlanıyor olmasıdır!? Peki kadın bu kadar stres yüklü bir yaşam tarzında o müptelası olduğunuz dinginliğini,rahatlatıcılığını,derinliğini,kokusunu,yumuşaklığını nasıl koruyacak beyler? Hem kariyer,hem bebek,hem jartiyer..Yapabilenlere buradan sevgiler:)..

Planlamadığımız Bir Anda Hamile Kalmak!?

"Planlamadığımız bir anda hamile kalmak tüm geleceğimizi elimizden alabilir , yılda en az bir kez kadın doğum doktorunuza gidin, Modern doğum kontrol yöntemlerini öğrenin." diye devam eden Türkiye Aile Planlaması Derneği'nin reklamlarını görmeyen yoktur.Reklamı görür görmez çok memnun oldum.Türkiye artık devekuşçuluk yapmıyor,gerçek sorunlara doğru çözümler getirmeye çalışıyor diye düşündüm.Artık reaktif değil proaktifiz dedim (thanks God!).Ki bence bundan çok da uzak olmayan yıllar önce bir öğrencinin hamile kalma olasılığını dile getiren bir reklamı,teşvik edici niteliktedir diyip yasaklarlardı bile.Bugün Amerika'da bu kampanyaların binlercesi yapılıyor. Geçenlerde Oprah Winfrey Show'da izlediğime göre Amerika'da her 3 kadından 1'i 20 yaşından önce gebe kalıyormuş vs. vs. Etrafta tabii ki bizim kampanyaya eleştiriler okuyorum. Yine ataerkilliğe hizmet ediliyor, gebelikten korunmayı kadınlara yüklüyor deniyor. Ama hiçbir şey yapmamaktan iyi değil midir sizce de??. Gebelik kadın vücudunda gelişiyor,doğumla sonlanan gebelikler de, operasyonla sonlandırılan gebelikler de kadın vücudunu derinden etkilerken beylerin ise belki cebini ve duygularını etkiliyor. Dolayısıyla onlar bu sarsıntılara bayanlar kadar hassas yaklaşmada zorlanıyorsa bari vücutlarımızı biz koruyalım değil mi? Ya da "adaletsizlik ama bu" diyip 18 yaşından başlayarak 45 yaşına kadar 2 senede bir çocuk mu doğursak?

20090607

Gezi; ODTÜ Eymir Gölü Tesisi




Bugün çok güzeldi gerçekten.Uzun zamandır bu kadar rahatlatıcı bir gün geçirmemiştim. İlk defa Odtü Eymir Gölü tesislerinde bir gün geçirdim.Ankara'daki küçük ve gizli bir cennet diyebileceğim kadar huzurlu bir yer Eymir Gölü Tesisleri.Şimdiye kadar bu mekana karşı bu kadar kayıtsız kalarak ayıp etmişiz doğrusu. Sevgili eşim ve ben Ankara merkeze bu kadar yakın ama Ankara'dan bir o kadar uzak bu yere tabiri caiz ise "dadanacağız". Üyelik sistemi ile çalışan merkeze üye olmayan araçlar alınmıyor (biz biraz yalvararak girdik) fakat park yerinden yürüme mesafesi çok da uzun değil.Hem hoş bir restoranı ve bir kaç adet de büfesi var.Gölün kenarında birçok minder var ve insanlar kendilerini doğanın kucağına teslim ederek güzel bir gün geçiriyorlar.Her şeyden güzeli de gölde binebilmeniz için su bisikleti ve kayık kiralayabilmeniz.Biz de 1 saat boyunca kayık kiralayarak gezdik.İnanılmaz güzel bir deneyimdi. Ankara'lılar için kesin anlam taşıyacağına eminim yazdıklarımın.Siz de bu fırsatı kaçırıyorsanız haftaya toplayın her şeyi ve düşünmeden Eymir'in yolunu tutun derim.

20090606

Kitap; Bab-ı Esrar


Bir Ahmet Ümit şaheseri daha..İnanılmaz sürükleyici bir kitap olmasına karşın bana göre bir süre elimde fazla kalmasına rağmen yine de keşke bitmesin dediğim bir serüvendi bu seferki. Daha önce Ahmet Ümit okuma şansı edinemeyenlere gözüm kapalı önerdiğim bir yazardır kendisi. Sürükleyici ve zekice anlatımı ve de en önemlisi romanlarının geçtiği bölgelerin kültürel,sosyal,tarihsel bilgileri ile okuyucuyu doldurması bende çok büyük hayranlık uyandırıyor. Evet ;Ahmet Ümit'in bu kitabında da olduğu gibi tüm kitaplarını ısırarak yemek ve midemde güzelce sindirmek gibi telaşlı bir his her defasında benim içimde uyanıyor.
Şimdiye kadar hiçbir fikir sahibi olmadığım Mevlana,Konya,Şems cinayeti gibi başlıklarla kitap sayesinde kendimi doldurduğum bilgileri Elif Şafak'ın "Aşk"ı ile perçinlesem mi yoksa dilimdeki bu müthiş tadın keyfini mi çıkarsam henüz karar vermedim...Ama çok mutluyum; iyi ki okudum seni..

20090521

BİR TELEVİZON, BİR SİNEMA

Bir heves blog açıp da sonra haftalarca bir şey yazmamak tam da bana göre bir şey aslında:).. Bugün evde pinekleyip durdum ve saat 16:30 itibariyle bir şeyler tuşlamaya karar verdim.Şu an evin her odasında benim toplamamı bekleyen bir sürü eşya,çöp vs. var ama tüm gün ve hala yaptığım tek şey halının üzerinde yatıp televizyon seyretmek..Hem de televizyonla aramda 4 değil sadece ve sadece 1 metre mesafe varken:) Saatler ne kadar da çabuk geçiyor boş oturunca.Oysa çalışırken akşam olmak bilmezdi. Bir de bankacılar bilir ki o meslekte akşam kaçta şubeden çıkacağına dair en ufak bir fikrin yoktur.Firmalar, teklifler, telefonlar, çekler vs. vs. vs..O yüzden gün sanki daha da uzar durur.Neyse tocim geç gelecekmiş, yemeğe gidecekmiş ve ben de her zamanki gibi "ben geliyorum "diye telefon ettiğinde Speedy Gonzalez olup her yeri 10 dk içinde toplarım yine;)

Sabahtan beri ComedyMax ve DiziMax izleyip durdum. Belli dizilerim var ne zaman olsa izleyebilirim. Mesela According To Jim, Everybody Loves Raymond, The Cosby Show, Pshyc,NCIS, Without A Trace...En çok da According To Jim'den keyif alıyorum. İzlemeyenler için biraz konusundan bahsedeyim; Jim (James Belushi),bir banliyöde yaşayan, kaba, sevecen , eğlenmeye, yemeğe düşkün ve karısına aşık bir babadır. Cheryl adında güzel,akıllı ve özverili bir bayanla evlidir ve iki kızı bir oğlu vardır: Gracie, Ruby ve Kyle. Büyük,buzdolabı tıka basa dolu:),tipik bir Amerikan banliyö evinde yaşamaktadırlar. Jim kayın biraderi ile beraber bir inşaat şirketinde çalışmaktadır ve birbirleri ile takılmaktan çok zevk almaktadırlar. Bunun yanında Jim, baldızı Dana ile asla geçinememektedir.Her bölümde farklı şeyler yaşanan bu dizide sanki kendimi buluyorum.Çünkü gerçekten kocaman bir aileler,komikler ve çok sıcaklar. Bu dizi Amerika'da aslında 2001 yılında yayına girdi ve yanlış bilmiyorsam 6 sezondan fazla çekildi ve 2008'e kadar sürdü. Evde boş vaktiniz varsa ve televizyonda diziyi görürseniz sakın kaçırmayın derim.Herkesin kendinden bir parça bulacağını düşünüyorum.





Geçen Cuma evde canım sıkılınca kendime bir sinema seyri ısmarlamaya karar verdim ve doğru CEPA'nın yolunu tuttum. Ankara'lılar bilirler Cepa Eskişehir yolunda bulunan yeni alışveriş merkezlerinden biridir. Canım duygusal-komik-kızsal bir filme gitmek istiyordu doğrusu ve bir de baktım ki "Erkekler Ne Söyler, Kadınlar Ne Anlar" adlı bir film gösterimde. Gözlerim parladı ve hemen bilet aldım. Bir de bu film haftanın filmi olduğundan sadece 5TL'ye izleniyormuş. Bu uygulamayı ilk defa gördüm işime de geldi. Filmin içeriğinden tabiiki bahsetmeyeceğim (hala vizyonda olduğundan) fakat herkesin -özellikle bayanların- kendinden,çevresinden bir şeyler bulabileceğine ve bu filmin belki de esin kaynağı olabileceğine şüphem yok. Bazen kız arkadaşımın onu terk eden sevgilisinin sadece ve sadece hatta basitçe "onu artık istemediğinden" terk ettiğini bilsem de bunu bu şekilde söylemiyorum. Aslında gerçekleri insanlara farkettirmeye bayılsam da aklıma "ya bu hikaye farklıysa? ya çocuk sevgili kız arkadaşıma muhteşem bir aşkla dönüp evlenme teklif ederse? ben de "çocuk seni istemiyor işte anla" diyerek bu sürece olumsuz etki edersem?" diye düşünmekten vazgeçemediğim için fikrimi kendime saklamayı tercih ediyorum..İşte bu filim tam da aslında bu durumlarda erkeğin basitçe ve sade bir şekilde kadını istemediğini fakat kadının kendi durumunu bir "istisna" görerek boşa vakit harcadığını (ya da aslında evet istisna mı olduğunu?!:)) anlatıyor..Benim gibi duygusal komedilerden hoşlanıyorsanız, insan davranışlarındaki kodları çözmeyi kendinize iş edinmiş biri iseniz bu filmi kesinlikle tavsiye ederim..Ben cidden keyif aldım.

20090427

EHEM ÖHÖM..!!!


ÖHHö Ehhee... Baylar, bayanlar..size bir itirafım var;
EV HANIMI OLMAYI SEVİYORUM!! :))

4.haftama girdim bu meslekte..hala sıkılmadım.ahaha hiçbir şeyi yetiştiremiyorum..İşten ayrılmadan önce dalga geçerdim ev hanımlarıyla;

"-Bugün bluzumu değiştireceğim
-Elektrik faturasını yatıracağım
-DoğalGaz alacağım
-Mutfak alışverişi yapacağım

Çok yoğun bir gün,bunların hepsini nasıl yetiştireceğim bilmiyorum" diye strese giren ev hanımlarını hem sevimli hem de hayatın gerçeklerinden bi'haber bulurdum. Hatta bu yüzden onları işte şanslı bulmuşumdur..Bi'haber olmak; ölene kadar sürdürülebilirse çok büyük bir şans oluveriyor.

Ama Evet yetişmiyor cidden:)) Ben de yetiştiremiyoruM.. Çalışma yaşamında sabah 9'dan akşam 20:00'ye kadar ne harikalar yaratırken,nelerin nelerin bir gün içinde tamamlandığına şaşarken ve hatta bazen hakikaten meleklerin yardım ettiğine emin olurken de ben mutlaka bir şeyler yetiştiremiyordum..Ama bu sefer farklı tabi.Şirin bir tembellik var.Yavaşlık var, kendini yormaya kıyamamazlık.Ve ben bunu SEVİMLİ buluyorum şimdilik..

MERHABALAR BEYLER, BAYANLAR, ANNELER,ÇOCUKLAR,AŞIKLAR,SEVDALILAR, ÇOK ÇALIŞANLAR,ÇOK PARALILAR, ÇOK ÇİRKİNLER, ÇOK SEMPATİKLER,ÇOK ZAYIFLAR,ÇOK PARASIZLAR,ÇOK AÇLAR,ÇOK BONKÖRLER,ÇOK TEMBELLER VE ÇOKCA OKUYANLAR;ÇOKCA YAŞAYANLAR..